Site Rengi

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Eskişehir -3°C
Soğuk

Ben ve Ağabeyim

21.11.2020
625
A+
A-

Bir babam, diğeri ağabeyim.

Babam sanat okulu mezunu bir fabrika işçisiydi… Önceleri dozer ve grayder operatörü, sonraları da aranılan tamircisi oldu. Okul yıllarında son derece zeki ve başarılı bir öğrenci olmasına ve öğretmenlerinin tüm ısrarlarına rağmen okutulmamış ve bu sızıyı henüz 50 yaşındayken son nefesini verdiği ana kadar yüreğinde saklamıştı. Hele hele okuduğu dönemlerde ders verdiği arkadaşının, fabrikada başına mühendis olarak geldiği o gün, ilk karşılaşma anlarını anlatırken gözleri dolardı. Arkadaşı boylu boyunca sarılmış ve yağ pas içindeki eski dostuna “nasıl olur, senin gibi bir adam nasıl olur da……” diye sormuştu. Ve o günden sonra ahdetmiş, “ben gerekirse ceketimi satacağım ve çocuklarımı okutacağım” demişti. Gerçekten de bir işçi maaşı ile hiç bir eksiklik hissettirmeden ne gerekiyorsa yapıyordu. Lakin hayat bizde görmeyi arzu ettiği hiçbirşeyi görme fırsatı tanımadı ona… 50 yaşına bastığı 1979 senesinde 35 yıllık iş hayatına nokta koydu, emekliye ayrıldı. Bütün birikimiyle girdiği ve türlü hayaller kurduğu kooperatif evinin daha kapısını açamadan kalbine yenik düştü; ani bir kalp kriziyle son nefesini verdi.

Nerden bilebilirdi ki hiçbir eksiğini bırakmayacağım diye üstüne titrediği evlatlarına, gidişiyle en büyük eksikliği bırakacağını…

Ölümünün ardından eşyaları toplanırken bir teyp kaseti çıktı. Öleceğini biliyormuş gibi iki oğluna hitaben aklından geçenleri kasete okumuş ve bize vasiyet etmişti. Oğullarım diyordu, ananızı atanızı incitmeyin. Doğruluktan, dürüstlükten şaşmayın. Çalışın, daima çalışın ve inandığınız değerlerden taviz vermeyin. Harama el uzatmayın. Ben sizin gözlerinizde parlak bir gelecek görüyorum; okuyun, ne pahasına olursa olsun okuyun ve geleceğinize mani olacak tüm kötülüklerden uzak durun. Örfünüze, geleneğinize, vatanınıza, milletinize sahip çıkın. Kimseye eyvallahınız olmasın. Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilmeyin, daima dik durun… Ve daha niceleri…

Ben 14 ağabeyim 17 yaşında idi…

İki kardeş sırt sırta bu vasiyetten bir nebze şaşmadan kendimize yeni bir hayat kurduk. Ağabeyim evin büyük erkeği olarak tüm sorumluluğu üstlendi ve var gücümüzle hayata asılmaya başladık.

Ben liseye ağabeyim ise üniversiteye başlamıştı. Lakin o dönem hayat şartları ağırdı. Bir işçi emeklisinden kalan emekli dul ve yetim maaşıyla iki gencin okumasına imkan yoktu. Ağabeyim “sen okuyacaksın ben çalışacağım” diyerek bir süre sonra fakülteden ayrıldı ve sobacı çıraklığından manifatura tezgahtarlığına kadar birçok işte çalıştı. O ne kadar işe asılıyorsa ben de o kadar okula asılıyordum ve yaşadığımız tüm zorluklara rağmen üstün başarılarla geçiyordum.

Ağabeyimin askere gittiği dönemde yaz aylarında da ben bakkal çıraklığı, inşaat ameliliği ve kahve askıcılığı yapıyordum.

Ve nihayet ben üniversiteye başladım. Ağabeyim de artık askerden dönmüş arkadaşlarıyla yeni bir iş kurmuştu. Türkiye çapında termosifon pazarlıyorlardı. Sürekli yollarda olmasından dolayı özellikle annem “oğlum daha oturaklı bir iş yapsan” diyordu.

Ben artık üniversite üçüncü sınıfa gelmiştim. Birgün, ağabeyim annemin ısrarlarına karşılık “tamam anne, bu son seyahatim bir daha çıkmayacağım” diyerek tekrar yola koyuldu. Ve o seyahat gerçekten de hayatının son yolculuğu oldu. Kendi kullandığı araba ile Banaz yakınlarında geçirdiği trafik kazası sonucu daha 24 yaşında iken kendisinin ve bizim tüm umutlarımızı da alarak uçtu gitti.

Sonrası büyük bir yalnızlık.

Her birinde hayatımı, hayata dair planlarımı, umutlarımı, heveslerimi yerle bir eden iki büyük fırtına ve fırtına sonrası yaşanan girdaplar… Omuzlara yüklenen ağır sorumlulukla tek başına verilen büyük bir mücadele. Herşeye ve herkese rağmen dimdik, mağrur, ilkeli, eğilmeden, bükülmeden, doğrudan ve hak yolundan sapmadan verilen bir mücadele üstelik. Öyle ya bedelini daha 14 yaşında başlayıp peşin ödemişim zaten her cefanın. O saatten sonra kime eyvallahım olabilirdi ki. Olmadı da. Hala arşivimde duran o kasetteki vasiyet, daha çocuk yaşta bana ışık tutan o iki güzel insanın manevi mirası başka türlü nasıl yaşatılabilirdi ki? Öyle olmasaydı Odunpazarı mezarlığında yan yana yatan iki dünya güzeli insanın mezarları başında başım dik, alnım ak nasıl durabilirdim?

Vasiyet ağır, bedeller ağır, yol uzun… Ömrümüz varsa daha yürüyeceğimiz yollar, varacağımız menziller var. İnançlarımızla, değerlerimizle, insanlığımızla, efendiliğimizle ama yüreğimizle. Ve kralına eyvallahımız olmadan.

Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Ladyera | LadyEra | Lady Era | Estrogenolit | Estrogenolit Hapı | Estrogenolit Damla