Ahmet Ataç Efendi Rol Yapma....... !!!

“Arkadaşlarımız neden tutuklandı anlayamadım” diyor Sayın Ahmet Ataç…

İnsan gerçekten hayret ediyor.

Çünkü 25 yıldır aynı makamda oturan bir Belediye Başkanının, kendi belediyesinde konuşulan iddialardan habersizmiş gibi davranması; kaptanı olduğu geminin su aldığını liman batınca fark ettiğini söylemesine benziyor.

Tepebaşı bugün artık vitrin afişleriyle değil, sokakların gerçeğiyle konuşuluyor.

Bir tarafta NOW TV ekranlarında verilen “delikli kuruş geçmedi” nutukları…

Diğer tarafta hendeklerden geçilmeyen yollar, yağmur yağınca çamura teslim olan sokaklar, yıllardır çözülemeyen imar düğümleri, borç yükü altında nefesi kesilmiş bir belediye…

25 yıl az bir zaman değil.

Bir insan doğar, büyür, üniversiteyi bitirir.

Ama Tepebaşı’nın bazı mahallelerinde yollar hâlâ kaderine terk edilmiş taşra kasabası görüntüsünde…

Demek ki geçen sadece yıllar olmuş.

Belediyecilik ise yerinde saymış.

Şimdi çıkıp diyor ki:

Bir müstecirin iftiralarıyla bunlar oluyor…

Peki o zaman savcılık neden devreye girdi?

Neden operasyon yapıldı?

Neden dosyalar oluştu?

Neden iddialar kahvehane dedikodusundan çıkıp adli soruşturma noktasına ulaştı?

Ortada sadece siyasi polemik yok.

Usulsüzlük iddiaları konuşuluyor.

Sahte faturalar dillendiriliyor.

Haksız mülk edinimleri tartışılıyor.

Kaçak yapılaşma iddiaları dolaşıyor.

Savcılığın topladığı deliller konuşuluyor.

Bütün bunlara rağmen hâlâ hiçbir şey olmamış gibi davranmak; yanan binanın balkonundan halka dönüp “dumanı abartıyorlar” demeye benziyor.

Verilmeyecek hesabımız yok” diyorsanız mesele basittir.

O zaman çıkın toplumun karşısına.

Sadece dost ekranlara değil, gerçek soruların sorulduğu ekranlara çıkın.

Gazeteciler sorsun, siz cevaplayın.

İhale dosyaları açılsın.

Harcamalar tek tek konuşulsun.

Belediyenin borç tablosu ortaya konsun.

Kim hangi ihaleyi aldı, kim hangi ilişkilerin merkezinde durdu, kamuoyu öğrensin.

Çünkü demokrasi sadece seçim kazanmak değildir.

Hesap verebilmektir.

25 yıl boyunca aynı koltukta oturup bugün hâlâ “Ben bilmiyorum, anlamıyorum” çizgisine sığınmak; direksiyonundaki aracın uçuruma sürüklendiğini görüp suçu viraja atan şoföre benziyor.

Tepebaşı artık makyaj kaldırmıyor.

Asfaltın altındaki çukur görünmüş durumda.

Duvarın sıvası dökülmüş durumda.

Yağan yağmur sadece yolları değil, yıllardır kurulmuş siyasi vitrinin boyasını da akıtıyor.

Ama belli ki Sayın Ataç, sokakta biriken çamuru görmek yerine billboardlardaki kendi fotoğraflarına bakmayı tercih ediyor.

Reklam belediyeciliğinin parlak afişlerinde kendi siyasi portresini izlerken; vatandaş bozuk yollarda amortisör bırakıyor, çamur içinde evine dönüyor.

Çünkü bazı yöneticiler zamanla hizmet üretmeyi bırakır, kendi efsanesini pazarlamaya başlar.

Şehir geri giderken afişler büyür.

Borç kabarırken sloganlar çoğalır.

Asfalt çatladıkça reklam panoları parlar.

25 yıldır milyarlarca liralık kaynağı yöneten bir Belediyenin bugün hâlâ temel altyapı sorunlarını çözememesi başarı değildir.

Yetmeyince Tepebaşı’nın en kıymetli arazilerinin satılması da “vizyon” değil, tükenen kasanın alarmıdır.

Palavra rüzgârlarını arkasına alıp seçim kazanmak marifet değildir.

Asıl başarı; kaynakların nereye harcandığını açık, şeffaf ve denetlenebilir biçimde topluma anlatabilmektir.

Nedense seçim dönemlerinde belediyenin imkânlarının nasıl seferber edildiği anlatılmıyor.

Nedense yüzlerce belediye çalışanının seçim atmosferinde nasıl organize edildiği konuşulmuyor.

Nedense kamu gücüyle siyasi kampanya arasındaki çizginin nasıl buharlaştığı açıklanmıyor.

Ama toplum artık şunu görüyor:

25 yıllık yönetim, yorgun bir düzen üretmiş durumda.

Ve o düzen şimdi kendi ağırlığı altında çatırdıyor.

Çünkü hakikat, billboard afişlerine sığmaz.

Yağmur yağınca

ortaya çıkar.

Çamurda görünür.

Bozuk yolda hissedilir…