Türkiye’de çok partili siyasi tarihin en değişmez kuralı şudur: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tabanını hedefleyerek bu çınardan kopan hiçbir siyasi hareket, kalıcı bir başarı elde edemez.
Siyaset tarihimiz, bu gerçeği görmezden gelerek yola çıkanların hüsran hikayeleriyle doludur.
Hemen birileri itiraz edip Bülent Ecevit ve Demokratik Sol Parti (DSP) örneğini önümüze koyacaktır.
Ancak bu tarihsel olarak yanlış bir kıyaslamadır. Ecevit’in durumu bir kopuş ya da bölünme değildi.
12 Eylül darbecileri tüm partileri kapatıp siyasetçileri yasakladığında Ecevit zaten CHP Genel Başkanı’ydı. Yasaklar kalktıktan sonra, kendi siyasi çizgisini DSP ile sürdürdü ve sonradan yeniden açılan CHP’ye dönmeyi reddetti.
Yani sıfırdan bir "CHP'ye alternatif yaratma" kopuşu yaşanmadı.
Yakın tarihe baktığımızda ise Yeni Demokrasi Hareketi (YDH), Türkiye Değişim Hareketi (TDH) ve Memleket Partisi gibi girişimlerin akıbeti hafızalarda hala taptazedir.
CHP sadece bir parti değil; bir kurucu marka, rejimin en güçlü destek ayaklarından biridir.
Bugün YENİ PARTİ ve ahvali de bu tarihsel gerçekten bağımsız değildir.
Hele ki Ekrem İmamoğlu gibi geçmişten bugüne biriken, taşınması imkansız ve ağır bir siyasi bagaja sahip bir figürün liderliğinde kurulacak yeni bir partinin başarı şansı, siyaseten sıfırın bile altındadır.
Bu hamle, kurumsal bir alternatif yaratmaktan ziyade, İmamoğlu’nun kendi şahsi ve siyasi geleceğini kurtarma gayretinden ibaret bir "proje fantezisi"dir.
Bu fantezinin Eskişehir ayağındaki yansıması ise ibretliktir. Soyadı gibi "kurt" bir siyasetçi olduğunu düşünen, ancak sadece şahsi ikbalinin ve siyasi hırslarının peşinden koşan Kazım Kurt’un bu yeni oluşuma adeta can simidi gibi sarılması şaşırtıcı değildir.
Kendi kişisel geleceğini garanti altına almak, genel merkez gözünde güçlü ve vazgeçilmez görünmek adına yerelde baskı, yıldırma ve mobbing dahil her yolu mübah gören bir anlayışla hareket ediyor.
Ancak Eskişehir siyasetinin gözden kaçırdığı çok önemli bir dinamik var: Kurumsal akıl...
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ve onunla birlikte hareket eden ekip, tam da bu noktada siyaseten son derece akıllıca ve rasyonel bir duruş sergiliyor.
Siyasette eğer bir mücadele verilecekse, bu mücadelenin adresi yeni fanteziler değil, köklü bir çınar olan partinin kendi içidir.
Ünlüce, maceralara atılmak yerine kurumsal markaya sadık kalarak doğrusunu yapıyor.
Siyasette her zaman akıl, küçük hesaplardan üstündür.
Ayşe Ünlüce’nin, Kazım Kurt’un kendi geleceğini kurtarma adına kurduğu bu küçük denklemlere ve siyasi hesaplara yem olmayacak kadar zeki bir lider olduğunu düşünüyorum.
Ünlüce kişisel ikbal peşinde koşanların rüzgarına kapılmayacak rasyonel bir akıl ile hareket ediyor.