Bayram Gelirken Düşünceler

Zalimin zulmü dünyada kol geziyor…Kundaktakinden beli bükük piri fanilere kadar herkes bilaistisna bu zulme maruz…

Şeytanı hayrete düşürecek sapıklıklar ortaya saçılmış dünyada…

Yüzmilyonlar bir lokma ekmeğe, bir yudum temiz suya muhtaç…

Güvenli bir çatıya ve yiyecek bir sonraki öğüne sahip olabilmek bir azınlık ayrıcalığına dönüşmüş ama bunun farkındalığı hiç seviyesinde…

Tüm dünyada esen yıkıcı fırtınalarda Türkiye sakin ve güvenli bir liman konumunda…

Ve hatta gittikçe güçlenen ve yükselen bir görünüm arz ediyor…

Ama içten içe…

Fokurdayan bir kazan da var…

Ak Partinin iktidarı umudun bağlandığı davanın heyecanının beslediği coşkudan ziyade ehveni şerin iktidarına dönüşmeye başladı…

Yani artık iktidarın ana sebebi muhalefetin çapsızlığı ve Ak Parti ‘nin alternatifsizliği olmuştur…

Bunun rehaveti ise bir içten çürümenin hızlanmasına yol veriyor…

Sadece siyasi kadrolar değil, onları gören toplumun da geneli bu yozlaşma ve çürümeden nasibini alıyor…

İyi desteklenmediği Zana’n kötü iyiyi kolayca kovuyor…

Önce devletim, önce milletim, önce komşum, önce ümmetim gibi düşünce ve davranış kalıpları kaybolmaya yüz tutmuş…

Önce ben, yalnız ben hissi düşüncenin yerini bir zehirli sarmaşık misali kaplıyor…

Ene…

Enaniyet…

Benlik…

Bir zehirli başlangıç…

Rabbim tüm insanlığa bolca yetecek pek çok nimet bahşetmişken…

Tüm dünyada bu hırs…

Açgözlülük…

Enaniyet…

İnsanlığın güçlü gibi gözüken gövdesini içten içe çürütüp yok ediyor….

Aşağıda Fuzuli’den ve şikayetnamesinden bahsedeceğim…

1534…

Devleti-i Ali’nin zirve yılları…

Ama içten çürümenin de ipuçları…

Gönül karamsar olmak istemiyor…

Allah var umut var…

Çok şükür….

Belki de ana mesele de bu…

Şükürsüzlük…

Olanla yetinmemek…

Asla doymamak, tatmin olmamak, mutlu olmamak…

Bitmeyen hırslar, hasetler…

Halbuki iyi ile kötüyü ayırd etmek çok kolay…

Neyse Fuzuli demiştik…

Şikâyetnãme Fuzûlî'nin en önemli eserlerinden biridir. Kanuni Sultan Süleyman 1534 yılında Bağdat'ı fethettikten sonra Fuzûlî Osmanlı sarayının hizmetine girmiş ve padişaha kasideler sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında da 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Ancak maaşını alamayınca, bürokrasiyi, rüşvetçiliği ve yozlaşmayı yeren kâfiyeli nesir tarzında Şikâyetnâme 'yi yazmıştır. Şikayetname giriş cümlesi ile ünlüdür : "Selâm verdim rüşvet değildir deyü almadılar"

Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler.

Gerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.

Dedim: - Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne yüz asıklığıdır?

Dediler: - Bizim adetimiz böyledir.

Dedim: - Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.

Dediler: - Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.

Dedim: - Beratımın gereği niçin yerine gelmez?

Dediler: - Zevaittir, husulü mümkün olmaz.

Dedim: - Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?

Dediler: - Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?

Dedim: - Vakıf malın dilediği gibi kullanmak vebaldir.

Dediler: - Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.

Dedim: - Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı bulunur.

Dediler: - Bu hesap, kıyamette sorulur.

Dedim: - Dünyada dahi hesap olur, haberin işitmişiz.

Dediler: - Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri razı etmişiz.

Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler, çaresiz mücadeleyi terk ettim ve mey'us ü mahrum guşe-i uzletime çekildim.

Rabbim cümlemizi sahip olduklarının idrakinde, şükrünü eda edenlerden eylesin…

Rızasını kazanarak huzuruna çıkıp bayram edenlerden eylesin…

Nefsine köle olanlardan değil nefsini terbiye edip insanlığı yüceltenlerden, esfeli safilşnden değil eşrefi mahlukat diye adlandırılanlardan eylesin…

Bayramımız tüm bu duaların kabulüne vesile olsun…