Ben Yokum Hadi Yapsınlar Ön seçimi....

Artık kimse kusura bakmasın.

Yılmaz Büyükerşen’in son açıklamaları, sadece bir röportaj değil;

Eskişehir siyasetinin yıllardır konuşulmayan gerçeklerinin açık bir itirafıdır.

“Ben yokum, haydi yapsınlar ön seçimi.”

Bu cümle sıradan bir çıkış değil.

Bu cümle, yıllardır tartışılan bir meselenin özeti:

Bir politik restleşme değil. Gerçeğin dürüstçe açıklaması. Bu gerçeğin altında önemli bir mesaj var.

“ben yokum” diyen sistem: Eskişehir’de siyasetin itirafı

Ön seçim gerçekten hiç var mıydı?

Yıllarca “engel oldu” iddialarını reddeden bir siyasi figürün, bugün bu kadar net konuşması bize şunu gösteriyor:

Sorun kişiler değil.

Sorun sistem.

Çünkü Türkiye’de ve Eskişehir’de siyaset, tabanın iradesiyle değil,

merkezin tercihiyle şekilleniyor.

Bunu anlamak için müneccim olmaya gerek yok. Kılıçdaroğlu Yılmaz Büyükerşen’i CHP’ ye geçtiği törende zaten anahtarı teslim etmişti.

Kısacası Büyükerşen’ DSP’ de böyleydi, CHP’ ye geçtiğinde de böyleydi. Onu Büyükerşen’in CHP’ ye geçtiğinde il başkanı olan Erman Gölet en iyi bilenlerden.

Birde İsmail Haşim Ateş. Yediği kazığı hala unutamayanlardan.

++++

DSP 3 Kasım 2002 tarihinde ki genel seçimlerinde tarihi hezimeti aldıktan sonra ne yapacağı merak ediliyordu. CHP genel başkanı Deniz Baykal’dı.. Aracılar soktular. Bazı köşe yazarlar CHP’ ye geçmesi için yazılar yazıyorlardı. Baykal döneminde geçmek istediği halde Baykal, partisine kabul etmemişti.

++++

Yılmaz Büyükerşen şoförü ile birlikte, Deniz Baykal’la görüşmek yapmak üzere yola çıkmıştı. Ankara’dan biraz uzakta özel bir konutta görüşmeler yapılmıştı. Bu görüşmelerde önemli tanıklar da vardı. Bir tanesi Onur Öymen’ dir.

Sonuçta Büyükerşen’in istemleri kabul görmemişti. Yapılan toplantıların sonunda, genel başkan yardımcılarından biri şu sözleri söylemişti.

Yılmaz bey partinin anahtarlarını istedi. Bu kabul edilebilir bir makul istem değildi.

Peki, sonra ne oldu? Büyükerşen DSP bayrağı altında seçimlere girdi.

CHP’ nin adaylarının müracaat dosyaları zamanında seçim kurullarına verilememişti. Kısacası CHP Eskişehir merkezde oyun dışı kalıvermişti..

Sonra?

Yılmaz Büyükerşen büyükşehir belediye başkanı olurken Odunpazarında, AK Partinin adayı Burhan Sakallı kazanırken, Tepebaşında AKP’ nin adayı Tacettin Sarıoğlu kazanmıştı..

Ve Büyükerşen Büyükşehir meclisin de “topal ördek” konumuna düşmüştü.

BÜYÜKERŞEN SİYASETİN PANORAMASINI ANLATMIŞ ASLINDA..

Büyükerşen’in söylediği şu söz şu anlama geliyor

“Parti merkezleri kendi istedikleri isimleri aday yapar.”

İşte mesele tam olarak bu.

Demokrasi dediğimiz şey, kâğıt üzerinde var.

Ama pratikte işleyen şey başka:

Atama siyaseti.

Ve bu sadece bir partiye özgü değil.

Özgür Özel yönetimindeki CHP’de de, iktidar cephesinde de tablo değişmiyor.

Taban konuşuyor ama karar veren başka.

Peki, bu ne doğuruyor?

Aynı isimler.

Aynı kadrolar.

Aynı kısır döngü.

Ve sonra çıkıp “ön seçim” tartışması yapılıyor.

Büyükerşen bu noktada açık konuşuyor:

“Ön seçim isteyenler kendilerinin çıkacağını sanıyor. Zavallılar.”

Sert mi? Evet.

Ama bu cümle, siyasetin iç yüzünü anlatıyor.

Çünkü mesele gerçekten demokrasi değil.

Mesele, kimin kontrol edeceği ile ilgilidir.

Ama asıl sarsıcı olan başka bir başlık:

Kazım Kurt hakkında söylenenler.

“Eğer siyaseti bilseydim, aday göstermezdim.”

Bu cümle sıradan bir kırgınlık değil.

Bu, doğrudan bir siyasi tercih hatasının kabulüdür.

Daha açık söyleyelim:

Yıllarca birlikte yürünmüş bir isim için bugün yapılan bu açıklama,

Eskişehir’de siyasetin nasıl kurulduğunu da ifşa ediyor.

Referansla, ilişkilerle, önerilerle…

Yani sistematik bir liyakat düzeniyle değil.

Peki, CHP’ nin il başkanı olan ve İMO başkanlığı yapmış olan Erman Gölet neden harcanmıştı?

Neden Karşısına Jale Nur Süllü çıkartılmıştı?

Bu soruların tanıtlarını dürüstçe Büyükerşen verebilir mi? Neden bu isimler hep bir makam verildi. Unvanlar ulufe gibi dağıtılıyordu?

Bu soruların cevabı aile yakınlıkları ve siyasi şirketleşmenin Eskişehir politikasını nasıl esir aldığının en büyük işaret fişeği değil midir?

Elbette. Yıllardan beri durum hiç değişmedi ve CHP’ ye geçişi de koltuk ve güç meselesidir. Dönem analizlerini yaptığınızda gerçekten somut bir eser belediyeciliği göremezsiniz. Yaptığı hiçbir şey yoktur.

Tepebaşı da onun sırtından geçinmiştir. Son meclislerde AKP gurubunun çok ciddi eleştirilerine cevap veremezken, Ataç’ın belediye başkanı pozlarından başka hiçbir şeyini göremezsiniz..

Bildiği bir şey var. Tacettin Sarıoğlu döneminden kalan kıymetli arsaları satmaktan başka bir şey bilmez. Birde müzikle hoplama zıplama konusunda pek mahirdirler.

Tepebaşı halkı Eser belediyeciliğinim Tacettin Sarıoğlu döneminde görmüştür.

Ataç’ın bir tane örnek kentsel dönüşüm projesi bile yoktur.

BÜYÜKERERŞEN İÇİNDEKİNİ DÖKMÜŞ..

Öte yandan,

Ayşe Ünlüce için yapılan övgü de dikkat çekici:

“Kafamdaki modele sadece o uydu.”

Bu ne demek biliyor musunuz?

Siyasette “model” var.

Ama bu model, kurumsal değil; kişisel.

Yani sistem değil, kişisel tercih belirleyici.

Bu da bizi aynı noktaya getiriyor:

Kurumsallaşmamış siyaset.

Ve bu sadece belediyelerde değil.

Sanayiye yönelik sözlere bakın: “Eskişehir’de tek sanayici Celalettin Kesikbaş.”

Bu ifade, sadece bir eleştiri değil; aynı zamanda şehrin ekonomik yapısına yönelik ağır bir itham.

Celalettin Kesikbaş dışındaki herkesi yok sayan bir yaklaşım…

Bu neyi gösterir?

Ya ciddi bir kırılma vardır, ya da siyaset artık dengeyi tamamen kaybetmiştir.

Ticaret Odası için söylenenler?

“Orası ticaret odası değil, esnaf odası.” Peki, söylemlerinde haklılık payı yok mu?

Bu, doğrudan kurumsal itibara yönelik bir çıkıştır.

Ve bütün bu tabloyu yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan gerçek şu:

Eskişehir’de mesele sadece kişiler değil.

Siyasetin işleyiş biçimi problemli.

Ön seçim tartışması, aday kavgaları, kişisel kırgınlıklar…

Bunların hepsi bir sonucun yansıması:

Kurumsallaşmamış, denetlenmeyen ve kişilere bağlı bir siyaset anlayışı.

Ve en kritik soru şudur:

Eğer siyaset kişiler üzerinden yürüyorsa, o kişiler çekildiğinde geriye ne kalır?

Büyükerşen açıkça “Ben yokum” diyor. Politika varmısın, yok musun yarışması değil ki! Bu aslında adrese teslim subilimine mesajdır, anlayana.

Yıkılmadım ayaktayım der gibi geldi bana. Ben müzelik biri değilim. Burada dinleniyorum. Eskişehir sevdalısıyım. Eskişehir benim varoluş aşkım. Son nefesime kadar buradayım. Senaryo falan yazmayın.

Bir senaryo yazılacaksa son noktayı ben koyarım.

Bir söz söylenecek se ben söylerim.

Bizim çıkarmamız gereken mesajı şu.

Peki, sistem var mı?

İşte asıl mesele bu.

Çünkü gerçek demokrasi, kişilerle değil, kurallarla ayakta kalır.

Eğer kurallar yoksa ön seçim de olmaz, liyakat de olmaz,

hesap verilebilirlik de olmaz.

Ve o zaman siyaset, hizmet üretmez…

Sadece güç üretir.

Nebi Hatipoğlu’ da yanıt vermiş. Bu laflar yenilir yutulur

cinsten değil. Haklımı haklı..

Vah vah bu CHP’nin balon siyasetin haline. Bir iğneyle patlayıp gider..