Tepebaşı’nda yıllardır kaynayan kazan sonunda taştı. Mesele yalnızca bir istifa değil; yıllardır biriken güç ilişkilerinin, liyakat tartışmalarının ve belediye içindeki yönetim anlayışının su yüzüne çıkmasıdır.
Tepebaşı’nda bugün konuşulan istifa, aslında dün başlamadı.
Yıllardır kaynayan bir kazanın kapağının açılmasından ibaret.
Ortada yalnızca bir kişinin belediye başkan yardımcılığından ayrılması yok. Asıl mesele, yıllardır belediyenin içinde oluştuğu ileri sürülen güç ilişkileri, kadrolaşma iddiaları ve “kim kimi nereye getiriyor?” sorusunun artık herkes tarafından sorulmaya başlanması.
Hikâyenin merkezindeki isimlerden biri Fikriye Güven Zaptiye.
Ahmet Ataç döneminde belediye başkan yardımcılığına kadar yükseldi. Ardından Mali Hizmetler, İnsan Kaynakları ve Eğitim, Hukuk İşleri, Zabıta, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler gibi önemli birimlerde söz sahibi oldu.
Yetki büyüdükçe sorular da büyüdü.
Belediye Meclisi’nde şirket ödemelerinden işçi alım ve çıkışlarına kadar birçok konuda etkili olduğu ifade edildi.
Belediye Meclisi’nde şirket ödemelerinden işçi alım ve çıkışlarına kadar birçok konuda etkili olduğu ifade edildi.
İşte tam burada “koltuk” meselesi devreye giriyor.
Çünkü belediyelerde koltuk yalnızca oturulan bir sandalye değildir.
Koltuk, yetkidir. Yetki de denetim yoksa zamanla küçük bir iktidar alanına dönüşebilir.
Kamuoyuna yansıyan bazı şikâyetlerde muhasebe sistemindeki işlem hatalarından, itirazların sonuçlandırılmamasından ve çeşitli idari uygulamalardan söz edildi. Bu iddiaların önemli bir bölümü tartışma konusu oldu.
Bu konularda AK Partili meclis üyeleri sorunları belediye meclis toplantılarında defalarca gündeme getirilmişti.
Ancak asıl soru şu:
Bu şikâyetler zamanında neden ciddiye alınmadı?
Ahmet Ataç’a ulaştırılmak istenen bazı şikâyetlerin başkana ulaşmadığı, kendisiyle görüşmek isteyenlerin belediye içerisindeki bazı kişiler tarafından engellendiği de ileri sürüldü.
Eğer bu iddialar doğruysa, mesele artık bir personel tartışması olmaktan çıkar.
Çünkü o zaman karşımıza başka bir tablo çıkar:
Başkanın etrafında başkanın görmesini istemedikleri bir dünya kuranlar mı vardı?
İşte “böcek” metaforu tam burada anlam kazanıyor.
Böcekler sessizdir.
Kendilerini fazla göstermezler.
Ama uygun ortam bulduklarında çoğalırlar.
Ve bir süre sonra evin sahibi, evin içinde kimin yaşadığını fark edemez hale gelir.
Tepebaşı’nda yıllardır konuşulan bazı ilişkiler de kamuoyunda böyle bir algı oluşturdu.
Belediye yönetiminde belirli isimlerin giderek güçlendiği, bazı görevlendirmelerin liyakatten çok yakınlık ilişkileri üzerinden yapıldığı, siyasi ve bürokratik karar mekanizmalarının dar bir çevrede toplandığı yönündeki iddialar, ister istemez “paralel yönetim” tartışmasını doğurdu.
Üstelik mesele yalnızca belediye bürokrasisiyle sınırlı değil.
Siyaset de işin içinde.
2024 seçimleri öncesinde yaşanan bazı gelişmeler, belediye başkan yardımcılığından ayrılarak Meclis üyeliğine yönelen isimler ve Meclis listeleri etrafındaki tartışmalar, “Bu kadro nasıl oluştu?” sorusunu gündeme getirdi.
İsimler değişti.
Roller değişti.
Ama aynı çevrenin etrafında dönen tartışmalar değişmedi.
CHP’nin Tepebaşı örgütünün uzun süre Ahmet Ataç’ın siyasi ağırlığı altında şekillendiği eleştirileri de zaten yeni değil.
İlçe yönetimleri, belediye çevresindeki ilişkiler ve Meclis listeleri konusunda “tek merkezli siyaset” eleştirileri yıllardır yapılıyor.
Bütün bunların üzerine bir de kamuoyunda dolaşan rüşvet ve yolsuzluk iddiaları eklendi.
Burada özellikle altını çizmek gerekir:
İddia başka şeydir, kanıtlanmış suç başka şey.
Ama siyaset açısından daha önemli bir gerçek vardır:
Bir belediyede aynı türden iddialar sürekli konuşulmaya başlanmışsa, yönetimin yapması gereken ilk iş “Kim ne söylüyor?” diye kızmak değil, “Neden böyle bir algı oluşuyor?” diye sormaktır.
Çünkü dedikodunun da bir siyaseti vardır.
Dilin kemiği yoktur ama kamuoyunun hafızası vardır.
Ve Tepebaşı’nda bugün yaşanan tam da budur.
Yıllardır biriktirilen sorular artık sandalyelerin altından çıkıyor.
Çekirge de burada karşımıza çıkıyor.
Çünkü çekirge bir kez sıçrar, kurtulur.
İkinci kez sıçrar, yine kurtulur.
Ama her sıçrayışında daha fazla görünür hale gelir.
Sonunda sıçrayabileceği alan kalmaz.
Bugün yaşanan istifa da bu açıdan yalnızca bir personel hareketi olarak okunmamalı.
Asıl tartışılması gereken, bir belediyede yetkinin nasıl dağıtıldığı, liyakatin ne kadar gözetildiği, denetim mekanizmalarının çalışıp çalışmadığı ve siyasal ilişkilerin belediye yönetimine ne ölçüde nüfuz ettiğidir.
Çünkü belediyeler kimsenin özel mülkü değildir.
Ne başkanın…
Ne başkan yardımcılarının…
Ne de etrafında kümelenen siyasi ve bürokratik çevrelerin.
Belediye halkındır.
O nedenle bugün yapılması gereken, istifayı konuşup yarın unutmak değil; Tepebaşı’nda yıllardır biriken bütün soruların üzerine gitmektir.
Ve eğer gerçekten ortada bir “böcek istilası” varsa, yapılacak iş böcekleri tek tek kovalamak değil, o böceklerin neden bu kadar rahat üreyebildiğini sorgulamaktır.
Fikrîye Güven Zaptiye açısından ise artık önünde bir tercih var.
Meclis üyeliğinden ayrılmak, kamuoyunda oluşan tartışmaların siyasi sorumluluğunu üstlenmek ve bu süreci daha fazla büyütmeden noktalamak…
Zira bu onurlu davranışı göstermek zorundadır.
Erdal şahbaz tam bir yıl önce onurlu bir davranış göstererek gördüğüm lüzum üzerine hem belediye başkan yardımcılığından, hem de meclis üyeliğinden istifa etmişti.
Hatırladınız mı?
Ya da koltuğa başka bir sıçrama tahtası bulmak.
İkinci seçenek için Ankara’da da, başka siyasi adreslerde de kapılar bulunur elbette.
Ama siyaset bazen yeni bir kapı bulmak değil, eski kapının önünde durup “Ben burada ne yaptım?” diyebilmektir.
Çünkü koltuktan kalkmak kolaydır.
Asıl mesele, koltuğun hesabını verebilmektir. Ahmet ataç’ da parsel parsel sattıklarının
hesabını hiçbir zaman vermemiştir..