Siyasetin tuhaf bir matematiği vardır. İktidardayken hesap soranlar, makam odasının kapısını kapatıp koltuğun sıcaklığına alıştıklarında bir gün kendilerine de hesap sorulabileceğini unuturlar.
Dün “Şeffaf belediyecilik” diye kürsülerden nutuk atanların, bugün kendilerine yönelen her soruyu “siyasi operasyon” parantezine yerleştirmesi, siyasetin eski fakat hiç eskimeyen bir komedisidir.
Çünkü bu topraklarda bazı kelimeler vardır; zor zamanların acil çıkış kapısı gibidir. “Komplo.” “Operasyon.” “Dış güç.” “Siyasi hesap.” Kapıya dayanan soruların ayak sesleri duyulduğunda, bazı siyasetçiler önce cevap aramaz; önce bir mazeret kelimesi ararlar.
Sayın Ahmet Ataç diyor ki: “Tepebaşı’nı sandıkta alamayanlar operasyonla almaya çalışıyor.”
Olabilir.
Siyasetin kirli koridorlarında her ihtimal mümkündür. Fakat insanın aklına küçük bir soru takılıyor: Eğer bu kadar büyük bir siyasi oyun kuruluyorsa, bu oyunu bozmanın en etkili yolu neden suskunluk değil de açıklık olmasın?
Bir belediye başkanının en güçlü avukatı, onu alkışlayan kalabalıklar değildir.
En güçlü avukatı, cevap verebildiği sorulardır.
Öyleyse o sorular masanın üzerinde dursun.
Aşevinden çıktığı iddia edilen yemekler neden başka bir işletmenin hazırladığı gibi belediyeye fatura edilmiştir?
Sayıştay bulgularının ardından reklam üniteleri ihalesi neden iptal edilmiştir?
Belediyenin parkları, yeşil alanları hangi usullerle, kimlerin kullanımına bırakılmıştır?
“Görevi kötüye kullanma” suçlamasına konu olan süreç nedir?
Bizzat görevlendirdiğiniz bazı isimlerin kamuoyunda tartışılan servet artışlarından hiç mi haberiniz olmamıştır?
2019 seçim döneminde adı tartışmalara karışan ve belediyede görev yaptığı ileri sürülen kişi bugün hâlâ aynı görevde midir?
Bunlar, bir rakip partinin seçim broşürüne yazılmış sloganlar değildir.
Bunlar, kamu yönetiminde cevap verilmesi beklenen sorulardır.
Ne ilginçtir ki siyasette herkes demokrasiye bayılır.
Yeter ki demokrasi kendi kapısını çalmasın. Herkes şeffaflıktan söz eder. Yeter ki perde kendi penceresine asılmasın.
Herkes hesap sorulmasını ister. Yeter ki hesap defteri kendi masasının üzerine konulmasın.
Oysa demokrasi, seçim akşamı balkonlardan el sallamak değildir.
Demokrasi, seçimden sonraki sabah kapıyı çalan sorulara “Buyurun, içeri girin” diyebilmektir. “Bu bileği kimse bükemez” sözü siyasette kulağa hoş gelen bir meydan okumadır.
Fakat devlet işleri bilek güreşi değildir. Tarih, bileği güçlü olup da kalemi zayıf olan nice kudret sahibinin hikâyesiyle doludur.
Asıl mesele bileğin kuvveti değil, imzanın hesabıdır.
Ve bir siyasetçinin büyüklüğü, sadece kendisini alkışlayan salonlarda ölçülmez.
Asıl büyüklük, kendisine muhalif bir masaya oturup en sert soruları dinleyebildiği gün ortaya çıkar.
Bu nedenle soru hâlâ orada duruyor. Siyasi operasyon diyorsunuz.
Peki güzel…
Madem öyle, buyurun.
Işıklar açık olsun. Kameralar çalışsın.
Sorular sorulsun.
Cevaplar verilsin.
Açık tartışmaya var mısınız, yok musunuz?