Dil Yarası

İnsanı asıl inciten şey kelimeler değildir. Tavırdır, bakıştır, davranışlardır.

Kör, dilsiz, topal, çolak, zenci… Bunlar aşağılama değildir. Bunlar tanımdır. Gerçeğin adıdır. Görme engelli, yürüme engelli, konuşma engelli, siyahi diye zorlama yeni kelimeler uydurmak neyi değiştirir? Hiçbir şeyi.

Kör olan gözleri görmüyor. Topal olan ayağı aksıyor. Zenci olan teni koyu. Sıfatı değiştirince kör körlükten kurtulmuyor, zenci beyaz olmuyor. Sadece bazılarının vicdanı biraz daha rahatlıyor gibi geliyor. Oysa bu bile değil. Bu, kendini kandırmaya yarayan ucuz bir kelime oyunudur.

Asıl mesele saygıdır. Merhamettir. İnsana hak ettiği değeri vermektir. Bir insanı “görme engelli” diye hitap edip sonra arkasından gülmek, kapıyı yüzüne kapatmak, iş vermemek, dışlamak… İşte asıl yara budur. Dil yarası değil, davranış yarasıdır.

Batı’dan ithal edilen bu “doğru dil” dayatması, sorunu çözmüyor. Sadece örtüyor. İnsanlar gerçekle yüzleşmek yerine kelimelerin arkasına saklanıyor. Sanki kelimeyi yumuşatırsan gerçek de yumuşayacakmış gibi. Oysa gerçek serttir. Gerçek kördür, topaldır, siyahtır, beyazdır. Onu güzelleştirmek için yeni sözcükler icat etmek, yalan söylemektir.

Ben doktorum. Hastama “görme bozukluğu olan birey” diye hitap etsem de, “kör” desem de tedavi aynıdır. Onun ihtiyacı yeni bir etiket değil; saygılı bir muamele, dürüst bir teşhis ve gerçek bir yardımdır. Merhamet, dilde değil, elde ve gönüldedir.

İnsanı inciten şey “kör” demek değildir. Onu görmezden gelmektir. “Zenci” demek değildir. Onu ırkı yüzünden küçümsemektir. Kelimeleri temizleyerek kalpleri temizleyemezsiniz. Önce tavrı düzeltin. Sonra dil kendiliğinden yerini bulur.

Bu kelime uydurma oyunları, vicdan rahatlatmaktan bile öte, kendini kandırmaktır. Gerçeği soft etiketlerle süsleyip “bak ne kadar medeniyiz” demektir. Oysa medeniyet, insanın değerini kelimede değil, davranışta görmektir.

Dil yarası diye bir şey yoktur. Asıl yara, merhametsizliktir.