Emanetle Gelen Hizmet, Minnetle Giden Bereket….

İnsanoğlunun en büyük imtihanı, sahip olduğu gücü kendinden menkul sanmasıdır…

Hele ki bu güç, bir toplumu yönetme, onlara hizmet etme selahiyeti ise imtihanın şiddeti iki katına çıkar…

Bugün toplum olarak en çok muhtaç olduğumuz kavramların başında kuşkusuz "emanet bilinci" geliyor….

İslam siyaset düşüncesinde yöneticilik, bir üstünlük payesi değil, omuzlara yüklenmiş ağır bir vebaldir….

Halkın dertleriyle dertlenmek, gönüllere yol yapmak, köprü kurmak, adaleti tesis etmek; bir yöneticinin tebaasına sunduğu bir "ikram" değil, asli görevinden ibarettir…

Yani yapılan her iyi icraat, aslında ödenmesi gereken bir borcun ifasıdır…

Peki, bu borcu öderken "Bakın, ben size şunları yaptım!" diyerek halkı minnet altına sokmak neyin nesidir?…

Bakara Suresi’nin o sarsıcı uyarısı kulaklarımızda çınlamalı: "Ey iman edenler! İyiliklerinizi başa kakarak ve gönül kırarak boşa çıkarmayın." …

Bu ihtar sadece bireysel sadakalar için değil, kamu hizmeti için de geçerlidir…

Bir yönetici, yaptığı hizmeti halkın başına kaktığı an, o hizmetin ne halk nezdinde bereketi kalır ne de Hak katında bir değeri.

Eğer yönetilen yani halk farkında ise dua eder…

Efendimiz (sav), yaptığı iyiliği başa kakanların kıyamet günü hüsrana uğrayacaklar arasında olduğunu haber verirken aslında bizlere bir edep dersi veriyor.

Yönetici, halkın efendisi değil, hizmetkârıdır…

Hizmetkârın, efendisine (yani halka) yaptığı işten dolayı minnet borcu yüklemeye çalışması, en başta kendi varlık sebebine ihanettir…

Bir yönetici için asıl başarı; devasa binalar, yollar veya köprüler inşa etmek değil; bu hizmetleri sessizce, adeta "sağ elin verdiğini sol el görmeyecek" bir nezafetle sunabilmektir…

İyilik, dile düştüğü an kirlenir; başa kakıldığı an ise zulme dönüşür….

Sözün özü; koltuklar geçici, makamlar emanettir.

Yapılan iyi icraatların ecri ancak "hizmet ettim ve unuttum" diyebilenler içindir. Halkın duasını almak varken, onları minnetle ezmek; hem bu dünyadaki meşruiyeti yaralar hem de ahiretteki hesabı ağırlaştırır…

Gelin, yaptığımız iyiliği de yönettiğimiz kitleyi de incitmeyelim…

Zira samimiyetin olmadığı yerde sadece gürültü vardır, bereket değil….