İskender KALENDEROĞLU güzel bir yazı yazmış…
Ben de biraz ilaveler yapayım…
…..
Ekonomi tarihinin en eski ve en tartışmalı enstrümanlarından biri, bugünlerde sofistike bir bütçe kurtarıcısı olarak yeniden sahnede…
Modern devletler bütçe açıklarını kapatmak, kamu harcamalarını finanse etmek ya da borç yükünü hafifletmek için her zaman parlamentodan yeni vergi kanunları geçirmezler; bazen sadece "izlerler"….
Fiyatlar genel seviyesindeki durdurulamaz yükselişi, adeta görünmez bir tahsilat memuru gibi kullanarak, toplumun cebinden sessiz sedasız pay alırlar….
Bu durum artık bir politika tercihi olmaktan çıkmış, devletin vatandaşın rızasını almadan sofrasındaki ekmeğe ortak olduğu bir mali zorbalığa dönüşmüştür.
Marketten aldığınız sütün veya deponuza koyduğunuz yakıtın fiyatı arttıkça, bu ürünlerin üzerine eklenen oransal vergilerin kendiliğinden katlanması, devletin hiçbir emek harcamadan ulaştığı bir haksız kazançtır….
2024 ve 2025 verilerinde vergi gelirlerinin enflasyonun çok üzerinde bir ivmeyle artması, bu sistematik sömürünün en çıplak kanıtıdır….
Mesele sadece tüketimle sınırlı kalmaz; sabit ve dar gelirlinin en büyük kabusu olan "dilim kayması" eliyle orta sınıfın mülksüzleştirilmesi süreci işler….
Maaşınıza enflasyon farkı aldığınızda reel olarak zenginleşmezsiniz, ancak vergi dilimleri enflasyon hızında güncellenmediğinde devlet, satın alma gücü artmayan vatandaştan "zenginleşmiş" muamelesi yaparak daha yüksek oranda gelir vergisi keser….
Bu, enflasyonla eriyen parayı bir de vergiyle budamaktır….
Devlet piyasadan borçlanır ve enflasyon yükselip paranın değeri düştüğünde, bu borcu çok daha "değersiz" parayla geri öder….
Bu durum, alacaklıdan borçluya yapılan devasa bir servet transferidir ve bu transferin asıl kurbanı cebindeki parası her gün buharlaşan vatandaştır….
Doğası gereği tersine artan oranlı bir karakter taşıyan bu "enflasyon vergisi", dar gelirliyi zenginden çok daha ağır vurarak vergi adaletini kökünden sarsmaktadır….
Ancak bu karanlık tablodan çıkış imkansız değildir; yeter ki samimi bir irade ortaya konsun….
İlk adım olarak, vergi dilimlerinin ve maktu vergilerin "otomatik endeksleme" sistemine geçirilmesi şarttır; yani enflasyon arttığı an vergi basamakları da aynı oranda yükselmeli, vatandaş suni olarak üst dilimlere itilmemelidir…
İkinci olarak, temel gıda ve zorunlu tüketim ürünleri üzerindeki KDV ve ÖTV yükü, enflasyonun yarattığı fırtına dinene kadar asgari seviyeye çekilmeli, devlet bütçesini halkın zaruri ihtiyaçları üzerinden dengeleme kolaycılığından vazgeçmelidir….
Ayrıca, "Enflasyon Muhasebesi" sadece şirketler için değil, bireysel gelir vergisi mükellefleri için de bir hak olarak tanınmalı; gerçek bir kazanç yerine sadece nominal artışlardan vergi alınmasının önüne geçilmelidir….
Aslında tüm bunlar acil pansuman tedbirleri…
Gerçekte üretimi önceleyen,hızlı, adil bir vergi
reformu zarurettir…
Sonuç olarak, 2026 bütçe hedeflerindeki 15,6 trilyonluk devasa rakamlar bir başarı hikayesi değil, enflasyon fırtınasının bütçeye zorla pompaladığı bir kandır….
Devletin kasası dolarken vatandaşın tenceresi boşalıyorsa, orada gerçek bir ekonomik başarıdan değil, ancak başarılı bir mali illüzyondan bahsedilebilir…
Ekonomi yönetiminde asıl maharet, toplanan miktarın büyüklüğünde değil, bu yükün toplumun omuzlarına ne kadar hakkaniyetli dağıtıldığında ve vatandaşın alım gücünün nasıl korunduğunda gizlidir…
Yani…
IMF reçeteleri ile olacak iş değildir…