İran’da savaşın başlamasıyla birlikte kamuoyunda beliren "Şimdi sıra kimde?" sorusu, toplumdaki huzursuzluğun en somut göstergesi. Zaten ekonomik sıkıntılarla boğuşan insanlar için bu endişe, oldukça insani ve haklı bir tepki. İran’ın hakimiyetindeki Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji ticaretindeki hayati önemini, SpecialEurasia’nın Mart 2026 verileriyle birleştirdiğimizde durumun önemi daha iyi anlaşılıyor:
Günlük Geçiş Hacmi: 20-21 Milyon Varil
Küresel Tüketim Payı: %20
Deniz Yolu Ticaret Payı: %25-%30
Bugünkü savaş bir şeyi çok net gösteriyor: Rejimlerin ve politik gücün küresel sistem üzerindeki etkisi yadsınamaz. İranlı üst düzey yetkililere yapılan saldırıların amacı belli; devletin karar mekanizmalarında bir boşluk yaratıp, bu boşluğu bürokratik veya politik muhalefet aracılığıyla bir iç savaşa evriltmek. ABD ve İsrail’in bu süreçte yapacağı en bilindik hamle, azınlık muhalif örgütleri desteklemekten öteye geçmiyor.
Peki, İran bu süreci yönetebilir mi? Yönetmesi oldukça olası. ABD’nin Venezuela veya Meksika’daki operasyonları gibi bu savaşı da "kolay bir lokma" olarak görmesi büyük bir yanılgı olur. Çünkü İran’ın Çin ile sürdürdüğü petrol ticareti ve Rusya’nın askeri-istihbarati desteği, Tahran için hafife alınmayacak bir güç unsuru oluşturuyor.
Son olarak şu noktayı vurgulamak şart: Rejimler silahla değil, demokratik süreçlerle değişmeli. Ortadoğu halklarının kendi geleceğine karar vermesi, onların en temel h
akkıdır.