İçi Boş Kavramlar

Günümüzde Batı dünyası, özellikle de ABD, emperyalist emellerini gizlemek için bazı kavramları adeta bir kalkan gibi kullanıyor.

Demokrasi, özgürlük, insan hakları...

Bu kelimeler, kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?

Ama gerçekte bunlar, yüzyıllardır süren sömürgecilik ve hegemonya politikalarının üzerini örtmek için içi boşaltılmış, sahte birer ambalajdan öteye gitmiyor.

Batı'nın tarihine baktığımızda, bu kavramların nasıl birer araç haline getirildiğini net bir şekilde görebiliriz.

Gelin, bu hipokrasiyi biraz irdeleyelim.

Öncelikle demokrasiden başlayalım…

ABD, kendini "demokrasinin beşiği" olarak lanse ederken, dünya çapında onlarca ülkeye "demokrasi getirme" bahanesiyle müdahale etti...

Irak'ı hatırlayın: Saddam Hüseyin'i devirme operasyonu, "demokrasi ve özgürlük" adına yapıldı…

Sonuç?..

Milyonlarca ölü, parçalanmış bir ülke ve petrol kaynaklarının Batılı şirketler tarafından yağmalanması….

Ya da Afganistan: 20 yıl süren işgal, "kadın hakları ve demokrasi" vaadiyle başladı, ama çekilirken geride bıraktıkları enkaz, Taliban'ın yeniden güçlenmesinden başka bir şey olmadı…

Demokrasi mi?..

Hayır, bu sadece emperyalizmin kılıfı…

Eğer bir ülke ABD'nin çıkarlarına uymuyorsa, o demokrasi "tehlikeli" hale geliyor…

Venezuela'da Maduro'yu devirme girişimleri, Küba'ya uygulanan ambargolar...

Hepsi aynı hikaye: Kendi demokrasilerini dayatmak, ama sadece kendi çıkarları için.

Özgürlük kavramı da bundan farklı değil…

Batı, özgürlüğü bireysel haklar olarak pazarlarken, kendi sömürge geçmişini unutturmaya çalışıyor.

Avrupa'nın refahı, Afrika'dan, Asya'dan ve Latin Amerika'dan çalınan kaynaklar üzerine kurulu.

İngiltere'nin Hindistan'ı, Fransa'nın Cezayir'i sömürmesi, "uygarlaştırma misyonu" adı altında özgürlük getiriyormuş gibi sunuldu.

Bugün ABD, "özgür dünya" lideri sıfatıyla Ortadoğu'da üsler kuruyor, drone'larla sivilleri vuruyor…

Filistin'de İsrail'in işgalini desteklerken, "özgürlük" diye bağırıyorlar.

Ama Gazze'de bombalanan çocuklar için özgürlük nerede?..

Bu kavram, sadece Batı'nın askeri müdahalelerini meşrulaştırmak için bir araç.

Hatırlayın, Vietnam Savaşı'nda da "komünizme karşı özgürlük" diyorlardı, ama milyonlarca Vietnamlıyı napalm bombalarıyla yaktılar.

İnsan hakları ise belki de en ironik olanı.

ABD ve Avrupa, uluslararası mahkemelerde insan hakları şampiyonu pozu keserken, kendi elleriyle yarattıkları krizleri görmezden geliyor.

Guantanamo Hapishanesi'nde yıllarca tutulan masumlar, CIA'in gizli işkence merkezleri...

Bunlar insan hakları mı?

Ya da Suriye'de YPG/PKK gibi terör örgütlerini "insan hakları savunucusu" diye silahlandırıp, Türkiye'ye karşı kullanmaları?..

Batı için insan hakları, sadece işlerine gelen "terörist hakları" demek.

Eğer bir diktatör ABD'nin müttefikiyse, insan hakları ihlalleri görmezden geliniyor.

Suudi Arabistan'da gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi, Yemen'de sivil katliamlar...

Hepsi "stratejik ortaklık" adına tolere ediliyor…

Ama Türkiye, kendi topraklarında terörle mücadele ederken, birden "insan hakları" devreye giriyor.

Bu çifte standart, sömürgecilik mirasının devamı…

Peki, neden böyle?…

Çünkü Batı'nın emperyalizmi bitmedi, sadece şekil değiştirdi.

Eskiden kılıçla, şimdi ise "yumuşak güç"le –yani bu içi boş kavramlarla– hakimiyet kuruyorlar.

IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar, gelişmekte olan ülkelere "demokrasi reformları" dayatırken, aslında ekonomik sömürü zincirlerini güçlendiriyor.

Afrika'da madenler, Ortadoğu'da petrol, Asya'da ucuz iş gücü...

Hepsi "özgür ticaret" adı altında ele geçiriliyor.

Bugün İran halkını özgürlük vaadi ile kışkırtıyorlar…

Amaç Venezuela gibi İran’a da çökmek…


Sonuç olarak, bu kavramlar Batı için birer maske…

Gerçek demokrasi, özgürlük ve insan hakları, ancak emperyalist zincirlerden kurtulduğumuzda anlam kazanır….