Kendi Bahçemizi Temizlemeden Hangi Sözü Söyleyeceğiz?

Siyaset, en nihayetinde bir iddia işidir.
Ancak bu iddia, sadece rakibe karşı söylenen süslü cümlelerle değil; kendi durduğun yeri nasıl koruduğunla, temsil ettiğin değerlere ne kadar sadık kaldığınla tahakkuk eder.


Bugün muhafazakâr ve mütedeyyin kitlelerin siyasetle kurduğu duygusal bağda ciddi bir yorulma ibaresi görüyorsak, bunun sebebini uzakta aramaya gerek yok.

Yıllardır bu harekete omuz veren, duasını ve desteğini esirgemeyen samimi kitlelerin en büyük beklentisi şuydu: Temsil edildikleri makamlarda mahcup olmamak.

Ancak geldiğimiz noktada, sorumluluk makamında bulunan bazı isimlerin kamu iş yürütme biçimleri, kamu kaynaklarıyla iltisaklı şirketlerin gölgesinde sergilenen tavırlar, tabanda derin bir mahcubiyet ve kırgınlık üretiyor.

Şunu çok net koymak lazım: Public yönetişimde şeffaflık, dürüstlük ve usul; basit bir "ahlak söylemi" veya retorik değildir.


Bu, tam anlamıyla bir emanet bilincidir.


Emanetin zedelendiği yerde ise ne fikrin izzeti kalır ne de mücadelenin bereketi.


Sandıktan Önce Teşkilata Sormak

Benzer bir tıkanıklık ve sitem, yaklaşan seçimler öncesinde tabanın sesinde de yankılanıyor.
AK Parti seçmeninin bugün yüksek sesle dile getirdiği en net irade nedir biliyor musunuz?


Tepeden inme listelere ve Ankara’dan tayin edilen adaylara dönük itiraz.
Şehirlerin dokusunu bilmeyen, teşkilatın çilesini çekmeyen, sadece merkezdeki dengelerle şehirlere ithal edilen milletvekili profili; seçmende aidiyet değil, büyük bir zihinsel yorgunluk üretiyor.

Bir siyasi hareketin kılcal damarları teşkilatlarıdır. Teşkilatın bütün birimleri demokratik bir meşruiyetle, seçimle, tabanın rızasıyla oluşmadığı sürece o heyecanı diri tutmak mümkün değildir.
Tepeden gelen her dayatma, kökleri sağlam bir ağacın dallarını budamaktan başka bir işe yaramaz.

Mahallemizin İmtihanı
Kısacası, önümüzde duran tablo gayet sarih:

Kendi içimizde dürüstlüğü, adaleti ve adil bir istişare mekanizmasını yeniden tesis edemezsek, dışarıya vereceğimiz hiçbir mesajın kamuoyunda bir ağırlığı ve karşılığı kalmaz.

Siyaset, başkalarının kusurlarını anlatarak değil; kendi bahçenin hesabını vermeye hazır olarak yapılır. İşe önce kendi kapımızın önünü süpürerek, teşkilatın sesine kulak vererek ve kamu emanetini namus bilerek başlamak zorundayız.

Aksi takdirde, yorgunluk derinleşir; yorgunluğun bittiği yerde ise kopuş başlar.