TÜİK Nisan enflasyonunu açıkladı: Aylık %4,18, yıllık %32,37.
Dört aylık enflasyon %14,6.
Peki yıl sonu hedefi neydi? %16.
Yani hedefin neredeyse tamamı daha yılın ilk dört ayında buhar oldu.
Buna rağmen “enflasyondaki yükseliş geçici” deniyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e göre dezenflasyon süreci
devam ediyor.
Ama sahada başka bir gerçek var:
Barınmada %47, eğitimde %50 enflasyon.
Gıda zaten yangın yeri.
Bu tabloyla yılsonunda %30’un altı mı? Artık bir hedef değil, bir temenni.
****
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a göre suçlu hazır:
Savaş, taze meyve-sebze, yeni sezon kıyafetler…
İyi de; aylık %4,18’lik enflasyon, dünyada birçok ülkenin yıllık
enflasyonundan fazla.
Demek ki sorun yalnızca “dışsal” değil, yapısal.
****
Hatırlıyor musunuz?
“Ben ekonomistim.”
“Verin yetkiyi, görün etkiyi.”
Yetki verildi.
Etkiyi de gördük.
Altı yıldır hiçbir program tutmadı.
Çünkü bu programların üretim ayağı yoktu.
Bugün geldiğimiz noktada sonuç net: Başarı değil, erime.
Bu erimenin bedelini kim ödüyor?
Emekli.
Asgari ücretli.
Memur.
Ocak’ta yapılan zamlar Nisan’da eridi.
En düşük emekli maaşının alım gücü binlerce lira düştü.
Asgari ücret daha cebine girmeden buharlaştı.
Memur maaşı vergi ve enflasyon arasında sıkıştı.
İnsanlar artık pazarda kiloyla değil, taneyle alışveriş yapıyor:
İki domates, iki salatalık…
Bu bir istatistik değil, hayatın kendisi.
*****
Vergi yükü ayrı bir sorun.
Dolaylı vergiler %60-65 bandında.
Devlet, aynı vatandaştan hem gelirde hem harcamada vergi alıyor.
Toplanan para nereye gidiyor? Soru bu.
İktidar “hedefleri” anlatıyor, muhalefet “sorumluyu” işaret ediyor.
Ama milyonların derdi çok daha somut:
“Nasıl geçineceğiz?”
Aidat var, kira var, fatura var.
Çocuk var.
Mutfak var.
Ve gelir her ay biraz daha eriyor.
Gıda enflasyonu ayrı bir kriz.
Resmi rakam %34,55.
Sokakta hissedilen bunun çok üstünde.
Dar gelirli için gıda, istatistikteki %24 değil; hayatın merkezidir.
Gelirin büyük kısmı mutfağa gidiyor.
Ama artık o mutfak da boş.
Çocuklar et yiyemiyor.
Meyve lüks.
Sebze tane hesabı.
Sonra “üç çocuk yapın” deniyor.
Devlet kreş desteği veriyor mu? Hayır.
Eğitim yükünü üstleniyor mu? Hayır.
O zaman bu çağrı neyin çağrısı?
****
“Enflasyon savaş yüzünden” demek kolay.
Ama Türkiye, savaş yokken de yüksek enflasyonla yaşıyordu.
Sorun geçici değil.
Sorun derin.
Üretim yoksa, plan yoksa, güven yoksa; enflasyon iner gibi yapar, sonra
tekrar çıkar.
Gerçek şu:
Bu bir “yanılma enflasyonu.”
Hedeflerin tutmamasının, öngörülerin çökmesinin enflasyonu.
Ocak zammı Nisan’da bitti.
Bu kadar basit.
Ara zam artık bir tercih değil, zorunluluk.
Ve en kritik soru:
Kime inanalım?
Cevap basit:
Rakamların kendisine bile değil, cebimize bakalım.
Çünkü gerçek enflasyon, mutfakta, kirada, pazarda yazıyor.
Ve o gerçek, her geçen gün daha ağırlaşıyor.