Mehmet Şimşek’in Ortodoks Çıkmazı ve Akılcı Çıkış

Ekonomi yönetiminin "rasyonel zemin" ilan ederek yürürlüğe koyduğu mevcut program, ne yazık ki küresel kapitalizmin modası geçmiş neoliberal ezberlerini Türkiye’nin yapısal sorunlarına bir kez daha dayatmaktan başka bir işe yaramıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek liderliğinde yürütülen mali sıkılaştırma, yüksek faiz ve yabancı sıcak para odaklı bu program, makroekonomik istikrarı sadece kağıt üzerindeki enflasyon rakamlarına indirgemektedir.

Neomerkantilist bir iktisat merceğinden bakıldığında, mevcut program bir iyileşme değil; ülkenin endüstriyel ve teknolojik egemenliğini küresel finans baronlarına teslim eden bir tasfiye planıdır.

Ortodoks Ezberin Üç Ölümcül Hatası:

-Mevcut ekonomi programı, Türkiye’yi neomerkantilist devletlerin (özellikle Çin, Güney Kore ve tarihsel süreçteki Almanya’nın) aksine, küresel üretim zincirinde bir "pazar" ve ucuz iş gücü havuzu haline getirmeye mahkum etmektedir.

Şimşek’in programına yönelik üç temel neomerkantilist eleştiri şudur:

1-Yüksek Faiz ve Yerli Üreticinin Boğulması: Enflasyonu düşürmek adına uygulanan agresif faiz politikası, yabancı spekülatörlere (sıcak paraya) yüksek getiri sağlarken, yerli sanayicinin sermayeye erişimini tamamen tıkamıştır. Finansman maliyetleri altında ezilen yerli üretim kapasitesi yok edilmekte, ülke ithalata daha bağımlı hale getirilmektedir.

2-Değerli TL İllüzyonu ile İhracatın Katledilmesi: Sıcak para girişini özendirmek için Türk Lirası’nın yapay olarak değerli tutulması, neomerkantilizmin altın kuralı olan "dış ticaret fazlası ve ihracat odaklı büyüme" ilkesine taban tabana zıttır. Değerli TL, ihracatçımızın küresel rekabet gücünü kırmakta, ithalatı ucuzlatarak dış ticaret açığını kronikleştirmektedir.

3-Stratejik Sektörlerde Devlet Korumasının Eksikliği: Neoliberal Ortodoks yaklaşım, serbest piyasanın her şeyi çözeceğine inanır. Oysa neomerkantilizm, devletin yüksek teknoloji, enerji ve savunma gibi kritik sektörleri sübvansiyonlar ve gümrük duvarlarıyla açıkça kayırmasını emreder. Mevcut programda yerli sanayiyi küresel tekellerin rekabetine karşı koruyacak hiçbir vizyon bulunmamaktadır.

Neomerkantilist Reçete: Çıkış Yolu Nedir?

Türkiye ‘nin ekonomik bağımsızlığını ve kalıcı refahını sağlamak, küresel finans merkezlerinden aferin almaya odaklanan bu programla mümkün değildir.

Ulusal gücü ve üretimi merkeze alan neomerkantilist çıkış yolu şu adımlardan geçmektedir:

-Rekabetçi Kur ve İhracat Taarruzu: TL’nin değeri, sıcak para avcılarını memnun etmek için değil; yerli üreticinin küresel pazarda Çin ve Hindistan gibi devlerle yarışabilmesi için rekabetçi bir seviyede tutulmalıdır.

-Güdümlü Kredi ve Seçici Teşvik Sistemi: Faizler genel olarak yüksek kalsa bile, devlet stratejik sektörleri (yüksek teknoloji, yeşil enerji, mikroçip, tarım) bu faiz kıskacından muaf tutmalıdır.

Kaynaklar tüketime veya ranta değil; sadece ihracat potansiyeli olan endüstriyel yatırımlara akıtılmalıdır.

-Akıllı Korumacılık (Yeni Gümrük Duvarları): Yerli üretimi ikame edebileceğimiz her türlü tüketim malının ithalatına ağır gümrük vergileri ve tarife dışı engeller getirilmelidir.

Cari açık, halkın kemerini sıkarak değil; yabancı mal girişini zorlaştırarak kapatılmalıdır.

-Döviz Rezervlerinin Stratejik Yönetimi: İhracattan ve turizmden elde edilen dövizler, Merkez Bankası kasalarında pasif bir şekilde bekletilmek yerine, kritik ham maddelerin güvence altına alınması ve yerli teknoloji şirketlerinin yurt dışı satın almaları için bir kaldıraç olarak kullanılmalıdır.

Sonuç olarak; Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, Washington ve Londra merkezli finans çevrelerinin alkışladığı "kemer sıkma" politikaları değildir.

İhtiyacımız olan, devletin ekonomide bir oyun kurucu olarak sahaya indiği, yerli sanayisini koruduğu ve dış ticaret fazlasını ulusal gücün yakıtı haline getirdiği yerli ve milli bir Neomerkantilist Kalkınma Devrimi'dir.

Mevcut rasyonel zemin, ulusal sanayinin bataklığa gömüldüğü bir illüzyondan ibarettir.