“Kurban Olduğunun İşine Karışınca..."
Siyaset felsefesinde tecrübe, çoğu zaman yenilen kazıkların toplamına verilen isimdir.
Bizim millet ise siyasi hafızasını hep "bundan daha kötüsü gelmez" yanılgısı üzerine kurar.
Zamanında Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğunda otururken, muhalif mahallelerde fırtınalar kopuyordu.
"CHP’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu’ndan daha kötü bir genel başkan gelemez" cümlesi, adeta bir amentü gibi tekrarlanıyordu.
Kaybedilen seçimler, tıpış tıpış sandığa gitme dayatmaları, bitmek bilmeyen "helalleşme" seansları derken, taban her şeyi Kılıçdaroğlu’nun şahsına fatura etmişti.
Sonra sahneye bir "değişim" korosu çıktı.
Başında Özgür Özel’in, arkasında (ve aslında önünde) Ekrem İmamoğlu’nun olduğu o meşhur ikili. "Değişim" dediler, "umut" dediler, "Erdoğan’ı ancak biz deviririz" diye caka sattılar….
Kılıçdaroğlu’nu adeta bir siyasi enkaz gibi tasfiye edip koltuğa kuruldular.
Peki, sonuç ne oldu?…
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ikilisi, direksiyona geçtikleri günden beri muhalefete öyle bir savrulma, öyle bir vizyonsuzluk ve kurumsal çürüme yaşattılar ki; dün Kılıçdaroğlu’na sövenler bugün gizli gizli onun eski videolarını izleyip iç çekiyor….
İmamoğlu’nun kişisel kariyer hırsları ile Özel’in emanetçi genel başkanlık rolleri arasında sıkışan CHP, kurumsal ağırlığını tamamen kaybetti.
İlkesiz ittifaklar, parti içi taht kavgaları, her kafadan ayrı bir sesin çıkması ve makamların liyakatsizce paylaşılması, Kılıçdaroğlu döneminin o sakin, en azından kendi içinde tutarlı yapısını bile mumla aratır hale getirdi…
Bu ikili, Türk siyasetine adeta "Kılıçdaroğlu’ndan daha kötüsü de bal gibi olabiliyormuş" gerçeğini ispat etmek için özel bir çaba sarf etti….
Bu ibretlik tabloyu görünce, Anadolu’nun o meşhur tasavvufi "Mayıs Böceği Kıssası" geliveriyor akla...
Hani bir derviş yolda giderken, yerdeki çer çöpü yuvarlamaya çalışan çirkin bir mayıs böceğini görmüş de tiksinerek, "Yarabbi, her şeyi bir sebeple yarattın da bu gereksiz böceği niye yarattın, bu ne işe yarar?" diye isyan yollu sorgulamış….
Gel zaman git zaman derviş amansız bir hastalığa yakalanmış.
Tabip tabip gezmiş, çare bulamamış.
En son bilge bir hekim gelip, "Senin derdinin tek çaresi, o mayıs böceğinin yuvarladığı o pis kurutulmuş şeyleri kırk gün ilaç niyetine yiyeceksin" demiş.
Derviş can havliyle o ilacı kırk gün yiyip şifa bulmuş. Yıllar sonra bir gemide büyük bir fırtınaya yakalanmışlar; herkes korkudan ağlayıp sızlarken derviş bacak bacak üstüne atmış, büyük bir sakinlikle çayını yudumluyormuş. Yolcular şaşkınlıkla, "Yahu gemi batıyor, sen ne kadar rahatsın?" deyince derviş tarihe geçen o cevabı vermiş:"Kurban olduğumun işine bir kere karıştım; bana kırk gün o böceğin pisliğini yedirdi!
Artık ister yüzdürür, ister batırır; ben O'nun işine asla karışmam!"İşte bugünkü CHP tabanının ve muhalif seçmenin durumu tam olarak bu dervişin hikayesidir….
Zamanında "Bundan daha kötüsü olmaz, bu adam gitsin de yerine kim gelirse gelsin" diyerek ilahi akışa, siyasi sosyolojiye ve kurumsal hafızaya meydan okuyanlar; bugün Özel ve İmamoğlu ikilisinin eliyle siyasi bir "kırk gün" cezasına çarptırılmış durumdalar….
Kılıçdaroğlu’nu beğenmeyip "değişim" diye bağıranlara, kader bugün çok daha büyük bir karmaşayı layık gördü.
İşin en trajikomik tarafı ise ne biliyor musunuz?…
Dün Gandi Kemal’i "bırak artık" diye yalvararak genel merkezden kovmaya çalışan kitleler, bugün bu ikilinin yarattığı vizyonsuzluk girdabından kurtulmak için gözlerini yeniden kurultay delegelerine, partinin eski abilerine dikmiş durumda….
Muhalif mahallede içten içe bir fısıltı yayılıyor: "Kemal Bey hiç değilse partiyi bir arada tutuyordu, hiç değilse bir ağırlığı vardı...
“Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ikilisi, Türk siyasi tarihine çok büyük bir "başarı" (!) eklediler: Kendilerinden önceki lideri, gitmesini en çok isteyenlerin gözünde bile bir "kurtarıcı" olarak bekletmeyi başardılar….
Demek ki neymiş?…
Büyük lokma yiyeceksin ama siyasi hırslara kapılıp büyük laf etmeyeceksin….
Yoksa kader, seni en çok eleştirdiğin dönemin hasretiyle sınar; tıpkı dervişin hikayesinde olduğu gibi...