Sanayici İki Ateş Arasında

Sanayi Üretim Endeksindeki Erime ve Yapısal Çöküşün İnce İnce Döşenen TaşlarıYukarıda özetlediğimiz finansal illüzyonun, yani yabancı sıcak paracıya ödenen o %34’lük rekor dolar getirisinin reel ekonomideki birebir karşılığı, fabrikaların kapısına vurulan kilitler ve üretim hatlarının sessizliğe gömülmesidir.

Maliye Bakanlığı'nın "iç talebi dengeleme ve soğutma" adı altında uygulamaya koyduğu yüksek faiz-düşük kur makası, Türkiye’nin kırk yılda inşa ettiği sanayi altyapısını çok tehlikeli bir tasfiye sürecine doğru sürüklüyor.TÜİK’in yayınladığı son Sanayi Üretim Endeksi verileri, bu acı gerçeği tüm çıplaklığıyla yüzümüze vurmaktadır. Yüksek faiz sarmalına girildiğinden beri sanayi üretimi yıllık bazda %4,7 ile %6,2 arasında net daralma göstermiştir.

Özellikle imalat sanayindeki bu kan kaybı, geçici bir yavaşlama değil; üreterek büyüyen Türkiye’nin, paradan para kazananların boyunduruğu altına girdiğinin tescilidir.Sanayici İki Ateş Arasında: İthalat Cenneti, İhracat CehennemiMevcut maliye politikaları, sanayiciyi tam anlamıyla iki değirmen taşının arasında öğütmektedir:Suni Olarak Baskılanan Kur: Dolar kuru enflasyonun çok altında artıp yapay bir şekilde ucuz tutulduğu için, yerli sanayicinin içeride ürettiği malın maliyeti (asgari ücret artışları, enerji ve hammadde zamları nedeniyle) döviz bazında fahiş düzeyde yükselmiştir.

Bu durum, Türk mallarının uluslararası pazardaki rekabet gücünü sıfırlamıştır. İhracatçımız, küresel pazarda Çin, Hindistan ve Mısır gibi rakiplerine karşı fiyat veremez hale getirilmiştir.İthalatın Teşvik Edilmesi: Kur suni olarak baskılanınca, içeride üretmek yerine ham maddeyi veya mamulü doğrudan ithal etmek çok daha cazip bir seçenek haline gelmiştir. Bu politika, yerli üretimi cezalandırırken, yabancı üreticilerin Türkiye pazarına mal yığmasının önünü açmıştır. Neticede, üretim endeksi çakılırken dış ticaret açığı yapısal olarak kronikleşmektedir.

Makroekonomik Dengelerdeki Uzun Vadeli TahribatEkonomi yönetiminin "günü kurtarma" hamleleri, Türkiye ekonomisinin geleceğine şu kalıcı hasarları bırakmaktadır:İstihdam Depremi: Sanayi üretimindeki her 1 puanlık daralma, sahada binlerce mavi yakalı işçinin işsiz kalması demektir. Fabrikalar vardiya düşürmekte, kepenk kapatmakta veya konkordato ilan etmektedir. Sıcak para lobisi dijital ekranlarda kâr transferi yaparken, bu ülkenin nitelikli iş gücü işsizlik girdabına itilmektedir.Yatırım İştahının Yok Olması: Bir ülkede ticari kredi faizleri %60 seviyesindeyken hiçbir aklıselim sanayici yeni bir fabrika kurmaz, makine parkuru yenilemez veya Ar-Ge yatırımı yapmaz. Sermaye, üretime gitmek yerine yüksek faiz garantisiyle banka hesaplarında uyuşturulmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin gelecekteki büyüme potansiyelini bugünden yok etmektedir.Kalıcı Enflasyon Sarmalı (Stagflasyon): Yüksek faizle talep kısılıp enflasyonun düşeceği iddia edilmektedir. Ancak üretim endeksi düştükçe, piyasadaki mal arzı azalır. Üretim maliyetleri faiz yüküyle arttığı için bu durum fiyatlara "maliyet enflasyonu" olarak yansır. Sonuç; üretimin durduğu ama fiyatların artmaya devam ettiği en tehlikeli kriz türü olan Stagflasyondur.Reçete Diye Sunulan ZehirÖzetlemek gerekirse; Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın uyguladığı bu model, yapısal bir reform veya rasyonel bir ekonomik program değildir. Bu, üretimi kurutma pahasına küresel finans baronlarına haraç ödeme modelidir.Sanayi Üretim Endeksi’ndeki her düşüş puanı, yabancının cebine giren ekstra dolar bazlı kazancın bu halktan tahsil edilen diyetidir. Bir ülkenin sanayisini, üreten esnafını ve işçisini feda ederek enflasyon düşürülmez; sadece o ülkenin ekonomik bağımsızlığı ve geleceği ipotek altına alınır. Rakamlar yalan söylemez: Bu politika, yapısal bir başarı değil, üreten Türkiye’nin üzerine çekilen finansal bir perdedir.