İş dünyasında da var…
Kamu kurumlarında da var…
Siyasette de var…
Asıl mesele tek tek insanlar değil; Sülükleşmenin bu toplumda bir kültüre dönüşmeye başlamasıdır.
Eğer gerçekten bu ülkedeki yozlaşmayla mücadele etmek istiyorsak, önce bu zihniyetle mücadele etmek zorundayız.
Bunun için de işe medyadan başlamak gerekiyor.
Çünkü medya kendi içindeki sülükleşmeden kurtulamadığı sürece, toplumu sülüklerden kurtarması mümkün değildir.
Bugün öyle bir düzen oluştu ki; parayı ver, her şeyi yaptır. Menfaat sun, her şeyi yaptır. Makam ve ikbal vaadinde bulun, yine her şeyi yaptır.
İşte tam da bu yüzden belediyelerde yaşanan tartışmaları, soruşturmaları ve iddiaları her gün konuşuyoruz.
Buradan CHP İl Başkanı'na da bir soru sormak gerekiyor.
Bu yaşananların önemli bir kısmını kamuoyundan çok daha iyi bildiğinize göre, neden hâlâ sülüğü başka yerde arıyorsunuz?
Asıl sorun, bu düzeni görünmez hâle getiren anlayış değil mi?
Medyanın bir bölümü denetleyen değil, koruyan bir yapıya dönüşmüşse, gerçeğin ortaya çıkmasını kim sağlayacak?
Lüks yaşamlar, gösterişli villalar, bitmek bilmeyen eğlenceler...
Kamuoyu doğal olarak şu soruyu soruyor:
Bu servetler nasıl oluşuyor?
Bu yaşam standardının kaynağı nedir?
Bunu araştırması gerekenler gerçekten araştırıyor mu?
Yoksa sorgulaması gerekenler, sorgulananların sözcülüğünü mü yapıyor?
Ne yazık ki bazı medya organları haber üretmek yerine adeta savunma mekanizmasına dönüşmüş durumda.
Elbette bütün gazetecileri aynı kefeye koymak doğru olmaz.
Hâlâ meslek onurunu koruyan, bedel ödeyerek gazetecilik yapan insanlar var.
Ancak inkâr edilemeyecek bir gerçek de var:
Sülükleşen medya, sülükleşen siyasetin en büyük koruyucusudur.
Her sabah yeni bir belediye tartışmasıyla uyanıyoruz.
Her sabah yeni bir belediye tartışmasıyla uyanıyoruz.
Bir gün Manavgat...
Ertesi gün Antalya...
Ardından Kuşadası...
Uşak...
Tepebaşı...
Etimesgut...
İsimler değişiyor, tartışmalar değişmiyor.
Çünkü sorun kişilerden çok sistemde.
Bir yerde parti sülükleri...
Bir başka yerde ihale sülükleri...
Reklam sülükleri...
Şantaj düzenleri...
Sahte evrak iddiaları...
Sahte fatura tartışmaları...
İmar planlarından beslenen ilişkiler...
İmar değişikliklerini fırsata çeviren çevreler...
Adı konulamayan başka çıkar ağları...
Liste uzayıp gidiyor.
Bütün bunlar gösteriyor ki, medya denetleme görevini yerine getiremediğinde, siyasetteki çürüme daha da görünmez hâle geliyor.
Bu nedenle özellikle gençlerin "Sülüklerin Kuyrukları" hikâyesini mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü mesele yalnızca birkaç kişi değildir.
Mesele, çıkar uğruna her yapıya yapışan zihniyettir.
Bu zihniyet sadece bir partide bulunmaz.
Bütün siyasi yapılarda ortaya çıkabilir.
Önemli olan, yönetimlerin bu yapılara karşı tavır alabilmesidir.
Hiç tereddüt etmeden...
Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan...
Kim olursa olsun, partisini kişisel çıkar kapısına çevirmeye çalışanları kapının önüne koyabilmektir.
Aksi hâlde sülükler partileri değil, partiler sülükleri taşımaya başlar.
Bugün çıkıp "Partiyi sülüklerden temizleyeceğim." demek kolaydır.
Asıl mesele, önce insanın kendi çevresine bakabilmesidir.
Çünkü temizlik, en uzaktan değil; en yakından başlar.
Ve bazen en büyük
SÜLÜKLER
Her devrin sofrasına usulca kurulurlar,
Vicdanı değil, keseyi görünce vurulurlar.
Kan emmek hüner değil, marifet sanırlar;
Yüzüne tükürsen, "Bereket yağdı!" diye şükre dururlar.