Taraf Olmak Haktır, Adil Olmak Şarttır….

Hayat seçimlerden ve duruşlardan ibarettir…

İnsanın yaratılışı gereği nötr kalması, her şeye karşı rüzgarda savrulan bir yaprak gibi hissizleşmesi mümkün değildir…

Bir fikre, bir inanca, bir dünya görüşüne ya da bir ekole sempati duymak, onun yanında saf tutmak en doğal insani haktır…

Herkesin her konuda illa ki bir tarafı vardır; bu bir eksiklik değil, aksine bir kimlik göstergesidir…

Ancak mesele toplumsal rollerimize, işgal ettiğimiz makamlara ve üzerimizdeki sorumluluklara geldiğinde, bu hak bir sınırla karşılaşır: Adalet…..

Özellikle göz önünde olan bir figürseniz, toplumun yönünü tayin eden etkili bir makamın sahibiyseniz ya da kitlelere yön veren bir rol model pozisyonundaysanız, fanatik bir taraftar olma lüksünüz yoktur….

Fanatizm, körlüktür….

Kendi tarafının hatasını kutsayan, karşı tarafın doğrusunu ise yok sayan bu körlük, insanı vicdani bir çürümeye götürür….

Öyle ki, haksızlığı tescillenmiş, toplum vicdanında derin yaralar açmış en uç örnekleri —deyim yerindeyse kuduzları bile— salt "bizden" diye savunmak, insanı en temel hasletlerinden, yani insanlığından uzaklaştırır….

Makamlar ve roller geçicidir, ancak adalet kalıcı bir mirastır….

Bir insanı toplumsal hiyerarşide değil, doğrudan insani zeminde farklılaştıran ve yücelten yegane erdem adil olabilmektir….

Adil olmak; kendi mahallenizin yanlışına "yanlış", karşı mahallenizin doğrusuna "doğru" diyebilme cesaretidir….

Gücü elinde bulunduranın değil, haklı olanın yanında durma iradesidir.

Bu erdemli duruşun en kritik imtihanı ise eleştiri sunarken karşımıza çıkar.

Bir yanlışı eleştirirken rehberimiz her zaman ilkeler olmalıdır, şahıslar değil….


Eleştiriyi şahsileştirmek, meseleyi ilkeli bir duruştan çıkarıp kişisel bir hesaplaşmaya dönüştürür….

İşte tam bu kırılma noktasında, davanızda ne kadar haklı olursanız olun, üslubunuz yüzünden haksız duruma düşersiniz….

Siz kişisel hırslarla hareket ettiğinizde, toplum da sizi artık doğruluğunuz ve adaletiniz üzerinden okumayı bırakır….

Söylediğiniz hakikatler, "kişisel husumet" parantezine alınarak değersizleştirilir…

İnsanlar sizi fikirlerinizle değil, öfkelerinizle yargılamaya başlar…

Kaş yaparken göz çıkarılmış, haklı bir dava şahsi bir kavgaya kurban edilmiştir….

Netice itibarıyla; tarafımızı seçmekte özgürüz ancak adil olmakla mükellefiz…

Unutulmamalıdır ki adalet, şahsi husumetlerin üstünde, her koşulda rehber edinilmesi gereken en yüce değerdir….

Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilen, bunu yaparken de şahsi hırslarından arınabilenler, tarihin önünde de vicdanların önünde de her zaman yücelecektir….