Vergi Adaletsizliği

Yıllardır bu sütunlardan bıkmadan, usanmadan haykırıyorum, yazıyorum, söylüyorum.

Türkiye olarak yollar yaptık, köprüler diktik, savunma sanayiinde destanlar yazdık; yani kelimenin tam anlamıyla "kalkınmayı" bir şekilde hallettik.

Ama ne acıdır ki, o kalkınmanın ruhu olması gereken adalet daha da geriye gitti.

Bugün bu ülkede vergi düzeni adil değil, gelir uçurumu her geçen gün derinleşiyor ve ne yazık ki nimetin adil paylaşımı tamamen ortadan kalkmış durumda.

Açıkça söylemek gerekir: Devlet, kendi vatandaşına resmen bir vergi zulmü uyguluyor.

Nitekim iktisatçı Yusuf Dinç de bugünkü yazısında bu çarpık denklemi çok net rakamlarla önümüze koymuş.

Ne diyor Dinç?

Türk-İş verilerine göre bu ülkede dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı aylık 121.786 TL’ye dayanmışken, devletin gelir vergisi dilimleri komik, abuk ve insafsız rakamlarda kalmış durumda.

Üstelik dünyaya baktığımızda yüzümüz daha da kızarıyor.

ABD’de 16 bin dolar, Fransa’da 11 bin Euro, Almanya’da ise 12 bin Euro gelir vergiden tamamen muaf tutuluyor.

Bizde ise sadece 4 bin dolarlık bir komedi istisnası var ve ardından vergi canavarı hemen %15’ten kapıyı açıyor.

Sadece batıda değil; Hindistan 4 bin doları, Çin ise 5 bin doları baştan vergiden muaf tutarak kendi işçisini koruyor.

Dinç’in o vatansever teşhisi aslında hepimizin ortak isyanıdır: "Maaşlarımız yoksul ülkeler gibi ama vergilerimiz zengin ülkelerden ağır."

Peki, bu tabloyla nasıl mücadele ediliyor?

Mücadele falan edilmiyor!

Küçük pansumanlar, göz boyayan matrah revizyonları ile bu devasa enkaz kaldırılamaz.

Zaten bu politikaları körü körüne, adeta bilinçli bir ajandayı takip eder gibi izleyen "Ayemef (IMF) memuru" Mehmet Şimşek ve onun neoliberal ordusuyla bu işin çözülmesi eşyanın tabiatına aykırıdır!

Karşımızda, küresel sermayenin el kitabından ezberlediği kemer sıkma politikalarını sadece dar gelirliye, işçiye, memura dayatan bir anlayış var.

Büyük holdinglerin vergilerini bir gecede sıfırlayanlar, asgari geçim mücadelesi veren vatandaşı vergi yüküyle boğuyor.

Bu gidişat, basit bir ekonomi krizi değildir.

Bu gidişat, çok daha büyük ve tehlikeli bir kırılmanın habercisidir.

Acilen adalet adına köklü bir vergi reformu ve eş zamanlı bir yargı reformu zorunludur.

Eğer siz vergiyi tabana yayıp lüksü, rantı, sermayeyi vergilendirmezseniz; hukuku da bu adil paylaşımın garantörü kılmazsanız, yıkılan sadece ekonomi olmaz.

Millet ile devlet arasındaki o kutsal güven ve aidiyet bağı bu şekilde günbegün çok ağır hırpalanıyor.

İnsanlar "Ben bu devlete neden vergi veriyorum, karşılığında neden adalet göremiyorum?" demeye başladığı an, toplumsal çürüme kaçınılmaz olur.

İşte bu tam da vahşi kapitalizmin ve emperyalizmin istediği şeydir!

Devletiyle bağı kopmuş, aidiyetini yitirmiş, ekonomik zulümle diz çöktürülmüş bir toplum; dış mihrakların en kolay lokması haline gelir.

Mehmet Şimşek’in rasyonel dedikleri o soğuk, ruhsuz ve adaletsiz rakamları, bu milletin devletine olan inancını kemiriyor.

Revizyon masallarını bir kenara bırakın; bu ülkeye acilen adalet, acilen topyekûn bir temizlik ve halktan yana bir reform gerekiyor.

Aksi takdirde, altında kalacağımız enkazın faturasını ne Şimşek ödeyebilir ne de onun küresel efendileri!…