Ülkemiz genelinde yaklaşık 3.5 civarında özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi

bulunmakta olup, yaklaşık 605 civarında özel gereksinimli bireye, 60.000’e yakın

personel ile destek eğitimi verilmeye çalışılmaktadır.

Rehabilitasyon merkezlerinden de şu ana kadar yaklaşık 1.000.000 özel gereksinimli

birey destek eğitim hizmeti almış olup, hayatın içine karışmışlardır.

Son 15 yıldan bu yana gelir-gider dengesi bozulmuş, günümüzde sektör giderek

maliyetleri karşılayamayacak hale gelmiştir.

Kamu, genel olarak devletin sırtına yük olarak gördüğü sektöre gerekli desteği

Nebi Hatipoğlu'ndan Deprem Vurgusu
Nebi Hatipoğlu'ndan Deprem Vurgusu
İçeriği Görüntüle

vermeyerek gider ve bütçeye yük mantığı ile yaklaşmış ve bütçe anlamında zamanın

şartlarına uygun ödenek artışı sağlanmamıştır. Artan maliyetler karşısında

rehabilitasyon merkezlerinin ayakta kalma şansı ortadan kalkmıştır. İstatistiki değerler

bunun en büyük göstergesidir.

Hizmet sektörü olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin en büyük gider kalemi

personel gideri olup, sırasıyla kira, akaryakıt, ısınma ve kırtasiye masraflarıdır.

2026 yılının ortalarına gelindiğinde, kurumların büyüklüğüne göre her bir kurumun

aylık bazda ortalama 150 Tl. ile 250 Tl. zarar ettiği gözler önündeki bir

gerçektir.

Devletin bütçe anlamında gerekli desteği vermemesi sebebiyle, sektörde çalışan

öğretmenlerimiz de hak etmiş oldukları ücretleri alamamaktadırlar, iş sözleşmeleri

imzalanırken, teklif edilen ücretler sebebiyle kurum sahiplerinin yüzleri kızarmaktadır.

10/15 yıl önce kamuda çalışan öğretmenlerden yüksek ücret alan kurum öğretmenleri

bu gün kamudaki öğretmenlerin almış oldukları ücretin neredeyse yarısı veya asgari

ücrete komşu ücretlerle çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

Yıllardır Milli Eğitim Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığının rehabilitasyon

merkezlerinde zorunlu hale getirmek istediği, yüz tanıma esasına dayalı devam kontrol

sistemleri uzun uğraşlardan sonra nihayet 2026 yılının Haziran ayı itibarıyla yürürlüğe

girmiştir. Bu uygulama sepetteki çürük elmaların açığa çıkması için büyük ve önemli bir

projedir. Gerçek manada işini yapan rehabilitasyon merkezleri için değişen bir şey

olmayacaktır. İğneyi kendimize, çuvaldızı da karşımızdakine batırmak gerekirse, bahis

konusu bu sistemle geriye dönük olarak kimin ne yaptığının da gözler önüne serileceği

bir karşılaştırma imkanı da kamunun elinde mevcuttur.

Bu şekilde sektörde gerçek anlamda destek eğitimi sağlayan kurumlar da eğer ayakta

kalabilirlerse gerekli saygınlığa kavuşmuş olacaktır.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri öyle kuruluşlardır ki ne vermiş oldukları

eğitimin

ücretlendirmesinde

nede maliyet girdilerindeki kalemlerin

fiyatlandırmalarında en küçük bir dahli ve yetkisi bulunmamaktadır. Kurumların

vermiş oldukları seans ücretini, çalışana ödenecek ücret artışlarında baz alınan asgari

ücretin, servislerde kullanılan akaryakıtın, elektriğin, suyun, doğalgazın, kira artış

oranlarının tamamını kamu belirlemekte olup, kurumların fiyat belirleme şansı ve

imkanı bulunmamaktadır. Bu şartlarda tamamıyla devlet kontrolünde yürütülen

hizmetlerin devamı için, belirlenecek seans ücretlerinin iyileştirilmesinden başka

alternatif bulunmamaktadır.

Diğer özel eğitim kurumlarına verilen asgari ve azami ücret tespit etme hakkı da

yoktur Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinin.

Hakkıyla bu işi yapan kurumlar olarak, bizler devletin sırtında bir yük değiliz, ancak 2025

yılında verilen sözlerin tutulmasını, bu çerçevede yüz tanıma sistemi ile yapılacak bütçe

tasarrufunun, yapılacak ücret artışlarına ilave olarak, 2027 yılı bütçesine konulacak

eğitim ücretleri ödeneklerine yansıtılmasını, kamunun bakış açısının değişmesini talep

etmekteyiz.

Aksi halde, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin büyük bir kısmı kapanmak

mecburiyetinde kalacak olup, bu kadar çocuk açıkta kalacak ve eğitim haklarından

yoksun kalacaktır. Oluşabilecek bu durum sosyal devlet anlayışına yakışmayan bir

sonucu doğuracaktır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.