Siyasette bazı cümleler vardır.
Söylendiği anda haber olmaktan çıkar, bir dönemin ruh halini anlatmaya başlar.
AK Parti Eskişehir Milletvekili İdris Nebi Hatipoğlu'nun Tepebaşı Belediye Meclisi'nde yaşanan tartışmaların ardından kurduğu şu cümle de onlardan biri:
"Arkadaşlarımızın siyasi haklarının gaspı tekrarlanırsa bayramlık ağzımı da açarım."
Aslında bu sözün öncesine bakmak gerekiyor.
Çünkü mesele bir milletvekilinin sert çıkışı değil.
Mesele, yerel demokrasinin ne kadar tahammül gösterebildiği.
Mesele, seçimle gelen meclis üyelerinin soru sorma hakkının ne kadar korunduğu.
Mesele, belediye meclislerinin gerçekten bir denetim organı mı yoksa sadece alkış korosu mu olduğudur.
Demokrasilerde iktidar olmak kadar hesap vermek de vardır.
Muhalefet etmek kadar eleştiriye katlanmak da...
Fakat son yıllarda siyasetimizin en büyük problemi şu:
Herkes hesap soruyor ama kimse hesap vermek istemiyor.
Herkes şeffaflık istiyor ama konu kendisine gelince perdeler kapanıyor.
Herkes demokrasi diyor ama demokrasi yalnızca kendi konuştuğu sürece makbul kabul ediliyor.
Tepebaşı Belediye Meclisi'nde yaşanan tartışmalar da tam olarak bu fotoğrafın küçük bir yansıması gibi görünüyor.
Bir tarafta harcamalarla ilgili soru soran meclis üyeleri...
Diğer tarafta meclis salonunu adeta siyasi tribüne çevirdiği iddia edilen kalabalıklar...
Ve sonunda gürültü içinde kaybolan belediye meclisi iradesi...
Oysa belediye meclisi stadyum değildir.
Orada slogan atılmaz.
Orada düdük çalınmaz.
Orada seçilmişlerin konuşma hakkı alkış ya da yuhalamayla belirlenmez.
Eğer bir mecliste çoğunluğun gücü, azınlığın söz hakkını bastırmaya başlarsa, demokrasi yavaş yavaş şekil değiştirir.
Sandık kalır.
Seçimler yapılır.
Meclisler toplanır.
Ama ruh kaybolur.
Hatipoğlu'nun sert açıklamasının arkasında da işte bu tepki yatıyor.
"Bir daha 3-5 provokatörü meclise getirip milletin oylarıyla seçilmiş meclis üyelerimizin üzerine salmaya kalkarsanız tavrımız da tarzımız da istemeyeceğiniz türden değişir" derken aslında meclisin çalışma düzenine yönelik bir itiraz ortaya koyuyor.
Elbette siyasette tehdit dili yerine hukuk dili tercih edilmelidir.
Elbette gerilim yükseldikçe demokrasi güçlenmez.
Ancak aynı şekilde seçilmiş meclis üyelerinin söz hakkının çeşitli yöntemlerle baskılanması da demokratik siyasetle bağdaşmaz.
İşin daha dikkat çekici tarafı ise açıklamanın son bölümü.
Hatipoğlu, Tepebaşı Belediyesi hakkında yürüyen soruşturma ve davalar konusunda "şimdilik konuşmayacağım" diyor.
Ve ardından şu cümleyi ekliyor:
"Bayramlık ağzımı da açarım."
Siyasette bazen söylenenlerden çok söylenmeyenler dikkat çeker.
Bazen bir cümle değil, o cümlenin içinde saklanan ima konuşulur.
Şimdi herkesin merak ettiği soru da budur:
Nedir o bayramlık ağız?
Hangi bilgilerden söz edilmektedir?
Neler bilinmektedir de henüz açıklanmamaktadır?
Ve daha önemlisi...
Eğer kamuoyunu ilgilendiren bir durum varsa bunun yeri siyasi polemikler mi, yoksa hukuk ve denetim mekanizmaları mıdır?
Çünkü demokrasi, sırların ima edildiği değil; bilgilerin açıkça konuşulduğu rejimdir.
Bugün Tepebaşı'nda yaşanan tartışmanın özünde de bu soru yatıyor.
Meclisler konuşabilecek mi?
Muhalefet denetleyebilecek mi?
Yerel yönetimler eleştiriye açık olacak mı?
Yoksa siyaset giderek daha fazla sloganların, tribünlerin ve organize kalabalıkların gölgesinde mi yapılacak?
Asıl tartışılması gereken konu budur.
Çünkü bayramlık ağızlar açılıp kapanır.
Ama bir meclisin itibarı zedelendiğinde, onu yeniden inşa etmek çok daha zordur.
