Reis Bey'in siyasi geleceğinin belirsizliği ile bin yıl sürecek dedikleri 28 Şubatın izleri ve korkularından dolayı,çoğu kapının yüzümüze kapatılan bir avuç insandık. Çıktığımız yolda çoğu zaman yola çıktıklarımızı,yolda bulduklarımızla değiştik…
Reis Beyle aynı çizgiden gelen eski Milletvekili Bülent Turan’ın YeniŞafak gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısını AK Partili herkesin özellikle de “ AKP’li Kaymak tabakanın” okumasını tavsiye ediyorum.
Yazı”1991 ve 1994 Seçimlerinde kapı kapı gezerken, kamyonlara doluşup gece yarıları afişler asarken, maziden getirdiğimiz bir davamız vardı.” cümlesi ile başlıyor.
Eskişehir’den ben devam edeyim.
Susurluk,28 Şubat,mahkemeler,kapatma davaları ile akamete uğratılan inandığımız davamıza AK Parti ile devam edecektik.
Reis Bey'in siyasi geleceğinin belirsizliği ile bin yıl sürecek dedikleri 28 Şubatın izleri ve korkularından dolayı,çoğu kapının yüzümüze kapatılan bir avuç insandık.
Şimdi ki gibi lüks bürolar,otel lobileri olmadığı için parasızlıktan Astsubay Orduevinin yanında bulunan Es-Es kıraathanesinde toplanıyorduk.
Bu şartlar altında kurulan AK Parti ilk seçimde iktidara geldi.Heyecanlı ve umutluyduk. “İnanç,ahlâk ve dava şuuru”ile çıktığımız yolda kimsesizlerin kimsesi olacaktık.
O yolda 23 yıldır iktidardayız.Geçen zamanın muhasebesini önce kendimiz yapalım.
AK Parti ve temelini aldığı hareket;isimsiz insanların fedakarlığı ve feragatı üstünde hayat bulan inanç hareketidir.
Bu hareket Milletvekilinden ,sade üyesine kadar insanların omuz omuza yürüdüğü,kendi haklarından,kendi istekleri ile vazgeçen;hiç kimsenin “Ben” demediği insanlardan oluşuyor(du).
Maalesef öyleydi…..
Çıktığımız yolda çoğu zaman yola çıktıklarımızı,yolda bulduklarımızla değiştik…
12 Eylül de,28 Şubatta, 27 Nisanda, 15 Temmuzda yıkılmamış,her darbede tekrar ayağa kalkmışsak bunu isimsiz kahramanlara borçlu olmamıza rağmen;teşkilatın adamlarını “Üstümüze yapışan parazitlere ve çizgisinde sabit duramayanlara tercih ettik.
Askeri ve bürokratik vesayetle siyasi mücadele ederken;biz kendimiz AK Parti içerisinde “Siyasi ve bürokratik”vesayeti oluşturduk.
Adeta Parti Genel merkezini “Genel Müdürlüğe”il teşkilatlarını “İl müdürlüklerine”çevirdik.
Vatandaşı Devlet dairesinde azarlanmaktan kurtardık diye övünürken;kendi partimize gönül bağı olan insanların önüne barajlar koyduk.
Bugün git yarında gelme dedik.İnsanları parti binasına gelmekten korkar hale getirdik.
Seçimlerde kapı kapı gezen,gece yarıları afişler asan;çocuğunun rızkını,zamanını harcayan insanlar “Senin vekilini ben belirleyeceğim” diyerek hakkını yedik.
Anket yapıyoruz dedik.Milletvekili adayı olan koca koca insanları mülakata tabi tuttuk.
1946 seçimlerinde açık oy gizli tasnif yapan CHP’yi dilimize doladık,ama her seçim öncesi yaptığımız temayül oylarını oy verenlerden bile sakladık.
Asker dipçiğinin,mahkemelerin,o muhtıranın,bu muhtıranın,tankın,uçağın yapamadığını biz kendimiz yaptık.
Ne mi yaptık.
Kibirlendik.
Davasından ve inancından başka hiç kimsesi olmayan kimsesizleri iteledik,kaktık,küçük gördük.
Kendi elitimizi oluşturduk.Kendi aramızda top çevirdik.
O makam olmadı mı,gel birazda burada otur dedik.
Gittiğimiz yol,yol değil.
Reis Bey'e hâlâ güveniyor ve inanıyoruz.Kuruluş felsefesine dönersek yaralarımızı sarabilir ve tekrar ayağa kalkabiliriz.
Fakat maalesef geri dönüşü kaymak tabakanın yapacağına dair hiç bir inancım ve beklentim yok.
İş yine,bu hareketi her daim yeniden ayağa kaldıran isimsiz dava insanlarında gözüküyor.
Biz “Hiç kimseye siyasi ikbal sağlamak için” ant içmedik.
Üstünüze yapışan parazitlerden ve yoldan sapanlardan kurtulmak için AK Parti'ye ve harekete gönül vermiş isimsiz kimseleri göreve davet ediyorum.
