AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu’nun “Barlar Sokağı” çıkışı, kendilerini çağdaşlığın ve özgürlükçülüğün yegâne temsilcisi sayan çevreleri hoplatmaya devam ediyor.

Halbuki ne söylediğini baştan sona dinlememişler bile. Ya da dinlediklerini de anlamıyorlar.

Önce adresi hatırlayalım: Tepebaşı, Hoşnudiye Mahallesi, Vural Sokak. Üniversitelerin, yurtların ve öğrenci evlerinin tam ortası.

Hatipoğlu, “Alkol yasaklansın” demiyor. Eskişehir’de çok sayıda ruhsatlı işletme bulunduğunu, isteyenin istediği gibi yaşayabileceğini açıkça söylüyor. İtirazı, alkol merkezli eğlence hayatının tek bir sokakta yoğunlaştırılmasına ve bu sokağın binlerce öğrencinin yaşadığı mahallenin göbeğinde bulunmasına.

Meseleyi de bir “yaşam tarzı” tartışması değil, güvenlik ve kamu sorumluluğu meselesi olarak ortaya koyuyor.

Ardından son derece basit bir soru soruyor:

“Hiçbir siyasetçinin kendi çocuğunu veya torununu göndermek istemediği bir yere vatandaşın çocuğunu neden layık görüyoruz?”

Bu soruya verilmiş tek bir cevap duymadınız.

Çünkü cevap vermek yerine etiketi yapıştırdılar: hayat tarzına müdahale eden adam…

Bu etiket hazır bekliyor. Kim ne söylerse söylesin önce yapıştırılıyor, sonra tartışma söylenen söz üzerinden değil, o etiket üzerinden yürütülüyor. Çünkü bazı çevreler için cevap veremedikleri fikri tartışmak yerine konuşanı itibarsızlaştırmak çok daha kolay.

Fakat bu kez kalıp dar geldi.

Hatipoğlu dünyayı haritadan öğrenmedi; ürettiğini dünyanın dört bir yanına sattı. Fabrikaların, fuarların ve uluslararası imza masalarının içinden geldi. Sabah Eskişehir’de, akşam başka bir kıtada olabilen bir iş insanına “Senin dünyadan haberin yok” diyemezsin, farklı kültürlere farklı yaşam tarzlarına saygın yok diyemezsin.

Konuşan kişi AK Parti Eskişehir Milletvekili olmanın dışında Eskişehir’li üç çocuklu bir baba.

Bu şehirde onun yaptığı yatırımlarla sağladığı istihdam ile dokunduğu pek çok aile var.

Bir şehre yatırım yapmak, gidebilecekken o şehirde kalmayı göze almaktır. O kalanlardan…

Bir de bu şehrin kırmızı-siyahı var. Nebi Hatipoğlu’nun başkanlığındaki Eskişehirspor, 2007-2008 sezonunda Süper Lig’e yükseldi. Bir şehrin takımını yıllar sonra yeniden Süper Lig’e taşımak, o şehre gönül vermeden yapılabilecek bir iş mi? Ona sen şehri sevmiyorsun da diyemezsin.

Hepimizin çocukları için konuşuyor Hatipoğlu. Bu şehre üniversite okumaya gelen, şehre emanet edilen gençler için konuşuyor.

Zira onun çocukları için dünya küçük bir yer. İstedikleri okulda okuyabilir, istedikleri şehirde yaşayabilirler. Vural Sokak’ın adını hiç duymadan, kaldırımına hiç basmadan bir ömür geçirebilirler.

Kanayan yaraya dokunmak zorunda değildi. Susmak daha kolay, daha zahmetsiz ve daha kazançlıydı.

Ama konuştu. Hem de tam ortadan imkanı olanın, nüfuzu olanın, sözü geçenin çocuğunu göndermeyeceği bir yeri başkalarının çocuklarına nasıl layık görüyorsunuz dedi.

Çünkü bir babanın kendi çocuğunu kolayca uzak tutabildiği sokak, başka bir çocuk için gündelik hayatın parçası, hatta kaderi hâline gelebiliyor.

Özgürlük, kamunun her tercihi her yerde aynı ölçüde görünür, erişilebilir ve teşvik edilir hâle getirmesi demek değildir.

Bizim çağdaşlığı alkol tüketimiyle eşitleyen yüzeysel özgürlükçülerimizin anlamadığı nokta tam da budur.

Hayranlıkla baktıkları Avrupa, alkolü yalnızca bireysel tercih olarak görmüyor. Alkole bağlı hastalıklar, trafik kazaları, şiddet, bağımlılık ve gençler üzerindeki etkileri sebebiyle ciddi bir kamu sağlığı sorunu olarak ele alıyor. Bu nedenle yalnızca “İsteyen içer” demekle yetinmiyor; alkolün nerede satıldığını, ne kadar ulaşılabilir olduğunu, nasıl tanıtıldığını ve çocukların karşısına ne ölçüde çıktığını da düzenliyor.

Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa bölgesi için belirlediği politika çerçevesinde, bütün çocukların ve gençlerin alkol tüketiminin olumsuz sonuçlarından ve mümkün olduğu ölçüde alkollü içeceklerin tanıtımından korunmuş bir çevrede büyüme hakkına sahip olduğu açıkça belirtiliyor.

Avrupa Birliği Konseyinin 5 Haziran 2001 tarihli ve 2001/458/EC sayılı tavsiye kararı da çocukları ve gençleri içki içme baskısından korumayı, alkolün doğrudan ve dolaylı zararlarını azaltmayı amaçlıyor. Okulların, spor alanlarının ve gençlerin bulunduğu çevrelerin korunmasına; reklam, tanıtım, satış ve erişilebilirlik konusunda özel tedbirler alınmasına dikkat çekiyor.

Yani Avrupa’nın baktığı yer tam olarak Hatipoğlu’nun işaret ettiği yerdir:

Alkolün yalnızca yasal olup olmadığına değil; nerede, ne kadar yoğun, kimin burnunun dibinde ve ne ölçüde görünür olduğuna bakıyor.

Eskişehir’in siyasi hafızasında ise başka bir görüntü var. Barlar Sokağı’nın açılışında dönemin belediye başkanları Yılmaz Büyükerşen ile Ahmet Ataç’ın ellerinde bira bardaklarıyla verdikleri görüntü hâlâ hatırlanıyor.

Daha sonra Kazım Kurt döneminde de yerleşim ve eğitim alanlarına yakın bazı noktaların “içkili yer bölgesi” kapsamına alınmasını sağlayan belediye meclisi kararları çıktı. Bu kararlardan bazıları yargıya taşındı; en az biri hakkında yürütmenin durdurulması kararı verildi.

Bunları hatırlatmak, yetişkinlerin hayat tarzının hesabını sormak değildir. Kamu gücünün hangi hayat tarzını, nerede ve kimin yaşam alanının içinde teşvik ettiğini sorgulamaktır.

Elbette hiç kimse bir öğrenciyi zorla bara götürmüyor. Ancak şehir yönetimi yalnızca zorlamayı değil; çevreyi, yoğunluğu, ulaşılabilirliği ve bunların oluşturduğu sosyal baskıyı da yönetir. Alkol merkezli onlarca işletmeyi üniversitelerin ve öğrenci yurtlarının ortasında tek bir sokağa toplamakla, şehrin yerleşim ve eğitim alanlarından uzak bir eğlence bölgesinde konumlandırmak aynı şey değildir.

Çevre tarafsız değildir.

Nitekim 2026 yılında yayımlanan Türkiye Alkol Araştırması, alkol kullananların yarısının ilk deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığını; başlamada arkadaş çevresinin en etkili unsur olduğunu ortaya koyuyor. Tam da bu nedenle çocukların ve gençlerin yaşadığı çevrenin nasıl düzenlendiği önemlidir.

Mesele; kamu sağlığı, şehir güvenliği ve çocukların korunmasıdır.

İsteyen alkol tüketebilir. Ancak hiç kimse, alkol tüketimini merkeze alan bir hayatın şehrin her noktasında kamu eliyle örgütlenmesini isteme hakkına sahip değildir. Nasıl ki her faaliyet her yerde yapılamıyorsa, alkol ruhsatlı işletmelerin de konutlarla, okullarla, yurtlarla ve öğrenci yaşam alanlarıyla ilişkisi gözetilmek zorundadır.

Bu nedenle Nebi Hatipoğlu’nu tebrik etmek gerekir.

Çünkü boş sloganlarla, göstermelik ziyaretlerle ve kimseyi rahatsız etmeyen cümlelerle siyaset yapmıyor. Şehrin geleceğini ilgilendiren gerçek bir meseleyi gündeme taşıyor, tartışma açıyor ve kamu politikası öneriyor.

En önemlisi de çocuklarımız adına çıkıp “Hop arkadaş!” diyebiliyor.

Şimdi geriye tek bir soru kalıyor:

Hatipoğlu’nu hedef alanlardan kaçı, savundukları o sokağa kendi çocuğunun veya torununun gitmesini gönül rahatlığıyla ister?

Eğer cevap “Hiçbiri” ise tartışma bitmiştir.

Çünkü kimse kendi çocuğunu o sokağa göndermiyor.