Kuantum fiziğinin belirsizlik denizinden başlayıp, yapay zekanın soğuk mantığına, oradan da insanın ruhani kalesine kadar uzanan bu sohbet, bize tek bir hakikati fısıldıyor: Gelecek, ne sadece makinelerin ne de sadece biyolojinin olacak; gelecek, "anlamı" elinde tutanların olacak….
Kuantum bilgisayarlar saniyeler içinde milyarlarca ihtimali önüne serebilir; ancak o ihtimaller arasından "doğru" olanı değil, "hayırlı" ve "ahlaki" olanı seçmek sadece insana mahsus bir basirettir…
Eğer bir gün teknolojinin bizi işlevsiz bırakmasından korkuyorsak, bu aslında ruhumuzun derinliklerindeki o ilahi kıvılcımı, yani "eşref-i mahlukat" vasfımızı ihmal ettiğimizin bir işaretidir…
Transhümanizm gibi akımlar bizi kuantum çiplerle "tanrısallaştırma" vaadi sunsa da, insanın asıl büyüklüğü mutlak güce sahip olmasında değil, mutlak acziyetini bilip vicdanıyla hareket edebilmesindedir…
Makineleşerek ölümsüzlüğü aramak yerine, insan kalarak ölümsüz eserler bırakmak asıl zaferdir….
Son söz…
Kuantum çağı, bir son değil; insanın kendi özüne dönmesi için büyük bir aynadır…
Bu aynada gördüğümüz "metalik bir yansıma" mı olacak, yoksa "ilahi bir nefesin tecellisi" mi?…
Karar, her an yeniden yaratılan o kuantum olasılıkları içinde, bizim cüz-i irademizde saklıdır….
