23 Nisan 1920…

Bozkırın ortasında, yokluk içinde bir millet ayağa kalktı.

Adı kondu: BMM.

Anlamı büyüktü: Egemenlik artık sarayın değil, milletindi.

O gün Ankara’da açılan kapı sadece bir bina değildi.

Bir zihniyetin mezarı, bir milletin doğumuydu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece bir kurum değildi; bir direnişin, bir

inancın, bir “ya istiklal ya ölüm” iradesinin adıdır.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları o meclisi kurarken, bir

hanedanı tarihe gömüyor, milleti kaderinin öznesi yapıyordu.

Duvara ne yazıldı?

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

Peki bugün?

Gerçekten millet mi yönetiyor?

Yoksa millet adına konuşan küçük iktidar çevreleri mi?

23 NİSAN BUGÜN BİR BAYRAM.

Ama neyin bayramı?

Süslenmiş çocuklar, ezberletilmiş şiirler, protokol konuşmaları…

Peki ya içi?

Milli egemenlik dediğimiz şey; bir halkın kendi kaderini tayin etme

hakkıdır.

Yani hesap sorabilmesidir.

Yani “vekillerin” gerçekten vekil olmasıdır.

Ama bugün Meclis’e baktığınızda ne görüyorsunuz?

Milletin iradesi mi?

Yoksa kariyer planı yapan siyasetçiler mi?

Rozetler değişiyor:

Kimi Atatürk rozeti takıyor,

kimi bozkurt,

kimi dini söylemlerle siyaset yapıyor…

Ama zihniyet aynı kalıyor:

Makama sadakat, millete değil.

Dün “milli irade” diyenler, bugün parti liderlerinin gölgesinde.

Dün “halk” diyenler, bugün koltuk hesabında.

Bu mudur 23 Nisan’ın mirası?

23 Nisan’ın çocuk bayramına dönüşmesi elbette kıymetliydi.

1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti ile başlayan bu gelenek doğruydu.

Çünkü egemenlik, çocuklara bırakılacak bir emanettir.

Ama bugün çocuklara ne veriyoruz?

Gerçek mi?

Yoksa süslenmiş bir masal mı?

“Milli egemenlik” deyip, milli iradeyi zayıflatan bir siyaset anlayışıyla

çocuklara ne anlatıyoruz?

Bugün 23 Nisan.

Evet, kutlayın.

Ama sadece bayram olarak değil…

Bir hesap günü olarak kutlayın.

Kendinize sorun:

Bu Meclis, o günkü Meclis mi?

Bu irade, o günkü irade mi?

Eğer değilse…

Sorun çocuklarda değil.

Sorun, o çocuklara bırakılması gereken mirası tüketenlerde.

Ve asıl acı olan şu:

Bir zamanlar milletin kaderini değiştiren o Meclis, bugün kendi kaderini

bile belirleyemiyorsa…

Ortada bir bayram değil, bir hafıza kaybı vardır!