Yıllardır “sosyal belediyecilik” söylemiyle örnek gösterilen Tepebaşı

Belediyesi, bu kez kültür-sanat etkinlikleriyle değil; ağır yolsuzluk

iddialarıyla Türkiye gündemine taşındı.

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında

belediyeye yönelik geniş çaplı bir operasyon düzenlendi. İlk bilgilere göre

çok sayıda kişi gözaltına alındı. Operasyonun merkezinde ise

belediyenin Sosyal Yardım İşleri ve ilgili birimlerinde gerçekleştirilen

doğrudan temin işlemleri bulunuyor.

Ancak kamuoyunu asıl sarsan, savcılığın açıkladığı suçlamalar oldu:

Zincirleme nitelikli zimmet,

Resmî belgede sahtecilik,

Vergi Usul Kanunu’na muhalefet,

Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama,

Görevi kötüye kullanma.

Bunlar sıradan hukuki ifadeler değil; kamu vicdanını derinden

yaralayabilecek son derece ciddi iddialar.

SOSYAL BELEDİYECİLİKTEN “SAHTE TEKLİF” BELEDİYECİLİĞİNE

Mİ?

Soruşturma dosyasına yansıyan iddialara göre; özellikle kültür, sanat ve

sosyal işler kapsamında yapılan bazı doğrudan temin alımlarında sahte

teklif mektupları düzenlendi, gerçeği yansıtmayan faturalar kullanıldı ve

usulsüz evraklarla kamu kaynaklarının belirli kişi ya da şirketlere

aktarıldığı öne sürüldü.

İddialar doğruysa, ihtiyaç sahiplerine ulaşması gereken kamu

kaynaklarının bir kısmı kâğıt üzerindeki organizasyonlara, şişirilmiş

faturalarla oluşturulan hayali hizmetlere dönüşmüş olabilir.

Kültür etkinlikleri yapılmış gibi gösterilmiş, faturalar kesilmiş, teklifler

hazırlanmış, ödemeler gerçekleştirilmiş…

Perde açılmış; ancak sahnede sanat değil, iddialara göre usulsüzlük

oynanmış.

MASAK RAPORLARI, HTS KAYITLARI VE KRİPTO HESAPLAR

Dosyanın kapsamı, meselenin basit bir ihale tartışmasının çok ötesine

geçtiğini gösteriyor.

Soruşturmada:

MASAK raporları,

Vergi Denetim Kurulu incelemeleri,

Banka hareketleri,

HTS kayıtları,

Kripto varlık hesapları ayrıntılı şekilde inceleniyor.

Savcılığın açıklamasına göre belediye personeli, şirket temsilcileri ve

diğer şüphelilerden oluşan onlarca kişi hakkında işlem yürütülüyor.

Haksız kazanç elde edildiği değerlendirilen mal varlıklarına da el

konulduğu bildiriliyor.

Bu tablo, iddiaların münferit değil; sistematik bir yapıya işaret ettiği

yönündeki kuşkuları güçlendiriyor.

BU İDDİALAR YENİ DEĞİL

Aslında bugün gündeme gelen birçok konu, yıllardır Tepebaşı Belediye

Meclisi’nde muhalefet üyeleri tarafından dile getiriliyordu.

AK Parti’li meclis üyeleri, kesin hesap raporlarına ve bazı komisyon

raporlarına defalarca “hayır” oyu verdi. Şeffaflık eksikliği, harcama

kalemlerindeki belirsizlikler ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin

soru işaretleri tutanaklara geçti.

O günlerde cevapsız bırakılan sorular, bugün savcılık dosyalarının

konusu haline gelmiş durumda.

Demek ki mesele, siyasi polemiklerin ötesinde çok daha ciddi bir boyut

taşıyor olabilir.

REKLAM BELEDİYECİLİĞİ Mİ, GERÇEK HİZMET Mİ?

Tepebaşı Belediyesi yıllardır ödüller, tanıtımlar, sosyal medya

kampanyaları ve gösterişli organizasyonlarla öne çıktı.

Ancak belediyeciliğin gerçek ölçüsü billboardlar değil; vatandaşın

yaşadığı mahalledir.

Bozuk yollar,

Çukurlarla dolu sokaklar,

Bakımsız parklar,

Çözülmeyen altyapı sorunları.

Vatandaşın günlük yaşamında karşılaştığı tablo ile tanıtımlarda çizilen

parlak görüntü arasında ciddi bir fark olduğu yönündeki eleştiriler uzun

süredir dile getiriliyor.

Bugün sorulan soru şu:

Milyonlarca liralık bütçe gerçekten hizmete mi dönüştü, yoksa reklamın

ışıkları arasında mı kayboldu?

İMAR PLANLARI VE RANT İDDİALARI

Soruşturmanın yalnızca doğrudan temin işlemleriyle sınırlı kalmaması

gerektiğini düşünenler de az değil.

Yıllar içinde defalarca değiştirilen imar planları, 3194 sayılı İmar

Kanunu’nun 18 madde uygulamaları, artık parseller, arazi satışları ve

plan revizyonları da kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oldu.

Bir parselin belediye hizmet alanı olarak planlanıp daha sonra tekrar

tekrar değiştirilmesi, “Bu değişiklikler kimin yararına yapıldı?”

sorusunu beraberinde getiriyor.

Eğer bu süreçler ayrıntılı biçimde incelenirse, bugün görünen tablonun

çok daha geniş bir alanı kapsadığı ortaya çıkabilir.

MAL VARLIKLARI İNCELENSİN

Kamuoyunun beklentisi nettir.

Belediye başkanları, başkan yardımcıları, üst düzey yöneticiler ve yakın

çevrelerinin mal varlıkları şeffaf biçimde incelenmelidir.

Geçmişte kimlerin hangi görevlerle belediye bünyesinde istihdam

edildiği, kimlerin hangi şirketlerle ilişki içinde olduğu, hangi taşınmazların

kimler adına edinildiği açıklığa kavuşturulmalıdır.

Hesap vermek, suçluluk göstergesi değil; kamu görevine duyulan

saygının gereğidir.

HUKUK KONUŞACAK, SİYASET DE CEVAP VERECEK

Elbette soruşturma sürüyor. Hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir yargı

kararı bulunmuyor.

Ancak siyasi sorumluluk, mahkeme kararını beklemez.

Kamuoyunun cevap beklediği temel sorular şunlardır:

Bu işlemler kimlerin bilgisi ve onayıyla yapıldı?

Denetim mekanizmaları neden devreye girmedi?

Kamu zararı ne kadar?

Bu kaynaklardan kimler fayda sağladı?

Belediye yönetiminin sorumluluğu nedir?

Bu soruların cevabı yalnızca adliye koridorlarında değil, halkın

vicdanında da verilecektir.

BELEDİYELER, HALKIN EMANETİNİ YÖNETEN KURUMLARDIR.

O emanetin tek bir kuruşu bile amacı dışında kullanıldıysa, mesele

yalnızca hukuki değildir; aynı zamanda ahlaki ve siyasi bir sorumluluktur.

Yıllardır “temiz yönetim”, “şeffaflık” ve “sosyal belediyecilik” söylemleriyle

öne çıkan bir belediyenin bugün bu kadar ağır iddialarla anılması,

Eskişehir adına düşündürücüdür.

Artık cevap bekleyen tek bir soru var:

Tepebaşı’nda gerçekten sosyal belediyecilik mi yapıldı, yoksa kamu

kaynaklarının gölgesinde başka bir organizasyon mu sahnelendi?

Belediye kaynakları Belediye başkanın seçim masraflarının

karşılanması için mi kullanıldı?

Bunun cevabını yargı süreci ortaya koyacak.

Ancak bir gerçek şimdiden ortada:

Kamu kaynaklarının hesabı er ya da geç sorulur. O gün geldiğinde

hiçbir slogan, gerçeğin üzerini örtmeye yetmez.