CHP’Yİ BİR AN ÖNCE KAPATIN…
Bu sözler Mihalgazi Belediye Başkanına ait.
“Bakın, kapatın. Niye diyorum? Rica ediyorum, açıklamamı yapayım. Cumhuriyet Halk Partisi, kurucu bir partidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuş bir partidir. 16 yaşındaki bir kıza mesaj atan belediye başkanıyla anılmamalıdır. Pavyonda çalıştırılan kadınların belediyede…”
Bu sözler, sosyal belediyecilik anlayışına ve sürekli “liyakat” diyen CHP’ye verilen en kestirme cevaptı.
Ama CHP’lilerden tık çıkmadı.
Çünkü Tepebaşı’nda çok ciddi iddialar vardı ve ortaya çıkan ilk verilerden şu durum anlaşılıyor:
Tepebaşı Belediyesinde neler olmuş neler?
Araştırmalar deşildikçe farklı tablolar ortaya çıkıyor.
Kısacası iddialar hiç de boş değil. Bu, buzdağının görünen yüzü. Bir de görünmeyen yüzü var ki…
Oraya ulaşılırsa durum daha da vahimleşecek.
Bu biliniyor.
Bilenlerin en başında CHP’liler geliyor.
“Merak etmeyin” diyenler, aslında şunu demek istiyor:
“Merak edip de fazla eşelemeyin…”! kokular her tarafı sarmış.
Birbirleri hakkında daha birçok dosya piyasaya çıkmadı.
****
Büyükşehir Belediyesi mayıs ayı meclis gündemi oldukça yoğundu.
En önemli gündem maddeleri görüşüldü.
Bunlar, imar konuları başta olmak üzere diğer konu başlıkları altında sıralanmıştı. Komisyon raporları meclise perşembe günü intikal etmişti.
Detaya girmeden kısaca değinmek istedim.
2025 bütçesi kesin hesabı ve buna ilişkin tartışmalar benim için önemliydi. Çünkü tartışmaların içeriğinden meclis üyelerinin kalibresini de ölçebiliyorsunuz.
Kısaca söyleyeyim.
Belediye başkanları, yerelde seçilmiş krallar gibidir.
Hani CHP sık sık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “tek adam yönetimi” diye eleştirir ya; belediyelerde de durum pek farklı değildir.
Zaten böyledir.
Çünkü ülke yönetiminde “tek adam modeli” dediğimiz yapı, aslında belediye başkanlığı sisteminin ülke yönetimine yansımasından başka bir şey değildir.
Nasıl ki milletvekilleri büyük ölçüde fonksiyonsuz hâle geldiyse, belediye meclis üyeleri de benzer bir durumdadır.
Aradaki fark şudur:
Milletvekillerinin önemli ödenekleri ve oldukça geniş sosyal ve ekonomik hakları vardır. Belediye meclis üyelerinin ise böyle hakları yoktur.
Sadece ayda birkaç toplantı başına aldıkları huzur hakları vardır. O kadar.
Aldıkları, adeta bir yemek parasıdır.
Diğer harcamalarını meclis üyeleri kendileri finanse ederler.
Etmeyenleri ise belediye başkanları bir yolunu bulup ekonomik olarak destekler.
Kısacası belediye meclis üyeliği, çoğu zaman hamallıktan başka bir şey değildir.
Esas olan yürütmenin başıdır.
Çünkü, belediye meclisinin aldığı kararları yürütmekle belediye başkanları görevlidir.
Bu sistem de çökmüştür.
Sistem kendisini yenileyemiyor.
Bu nedenle algoritma denetim yerine, palavralar üzerinden yürüyen demagojiler öne çıkıyor.
Belediye başkanlıkları, kendilerine verilen ödenekleri en güzel cümlelerle süsleyerek, propagandanın bütün tekniklerini kullanıp tanınırlıklarını artırıyor.
En popüler söylem ise şu:
“Belediyenin görevi sadece yol yapmak, su getirmek ve altyapı hizmetleriyle sınırlanamaz. Biz sosyal belediyecilik yapıyoruz.”
Kendileri söylüyor zaten. Biz eser belediyeciliği yapmayız. Yollar delik deşik olsun..
Sosyal belediyecilik dedikleri de bol bol gezi turları, şiir dinletileri, müzik etkinlikleri eller havaya ve billboardlara verilen fotoğraflardan öteye geçmiyor.
Ramazan’da dağıtılan soğuk çorba, nohut veya kuru fasulye pilav da cabası.
Üstelik bunları kendi ceplerinden değil, belediye bütçesinden karşılıyorlar.
Yani milletin parasıyla kendi propagandalarını yapıyorlar.
Derin konu.
Burada noktalayayım.
Gelelim Büyükşehir Belediyesinin 2025 mali yılı kesin hesaplarının görüşülmesine.
Ayşe Ünlüce tarafından meclis üyelerine, 2025 yılı kesin hesaplarını içeren bir kitap verilmiş.
Meclis üyeleri incelesin diye.
İnceleme süresi ise sadece iki gün.
Bir yıl boyunca yapılan işlerin matematiksel verileri önünüze konuyor ve deniliyor ki:
“Buyurun, inceleyin.”
Sonra da bunu “açık, şeffaf ve hesap verebilir belediyecilik” diye ambalajlıyorlar.
Tuhaf işler…
Büyükşehir’de bunu inceleyebilecek kapasitede
CHP’den Nihat Çuhadar, AK Parti’den ise Zeynep Başkan var.
Her ikisi de muhasebe kökenli mali müşavir.
Yani alt hesapları ve muhasebe tekniğini bilen isimler.
Uzman sayılırlar.
Ama stratejist ya da analist değiller.
Analitik bütçe; muhasebe ve istatistik verilerinin değerlendirilmesidir.
Tahmini program bütçesinin bir yıl sonra nasıl gerçekleştiğini, ayrılan ödenekleri, iptalleri ve sapmaları incelersiniz.
Bunun diğer tarafı ise performans bütçe analizidir.
Buradan yönetimlerin başarılarını ölçersiniz.
Kısacası başkanların karnesidir.
Rakamlar konuşur.
Analizler konuşur.
Bu nedenle buna analitik bütçe denir.
Sorun şurada başlar:
Eğer bu rakamsal analizler ideolojik bir bakış açısıyla yapılırsa, ortaya sağlıklı bir sonuç çıkmaz.
Rakamların teknik dilini bilmeyenler işi hamasi nutuklara ve polemiklere dönüştürürse, meclisin kalibresi de ortaya çıkar.
Benim gözümde bu meclis medyan ortalamasına göre , vasattır.. Zaten ekranlardan izlediğimizde bunu görüyoruz.
Örneğin CHP Meclis Üyesi Haydar Çelik…
Kimden söz alıyor?
Belediye başkanından.
Söz hakkını kim veriyor?
Yine belediye başkanı.
Ve konuşmasına şöyle başlıyor:
“Değerli meclis üyeleri, bugün Türkiye’de belediyecilik yapmak artık sadece hizmet üretmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda ekonomik krizle, yüksek enflasyonla, artan enerji maliyetleriyle, akaryakıt zamlarıyla, personel giderlerindeki yükselişle mücadele etmek anlamına geliyor. Böylesine ağır ekonomik şartlara rağmen Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Ayşe Başkanımızın önderliğinde hizmet üretmeye devam ediyor.”
Yani onun gözünde Ayşe Başkan bir “önder”.
Bu sıralar önderler çoğalmaya başladı.
Konunun özü 2025 yılı bütçe kesin hesabı.
Konuşulan ise hava cıva.
Bütçe, meclislerin en önemli hak ve görevlerinden biridir.
Zira çok temel bir sorunun cevabını verir:
Belediye gelirleri hangi kaynaklardan sağlanmıştır ve bu kaynaklar nasıl kullanılmıştır?
Kesin hesap, bunun matematiksel ve siyasal denetimidir.
Bütçe, sadece sayılar toplamı değildir.
Önceliklerin netleştiği bir metindir.
Aslında bu durum aile, iş yeri ve ülke yönetimi için de aynıdır.
Tam da bu yüzden bütçe, yönetenlerle yönetilenler arasındaki hesaplaşmanın zeminidir.
Ve bu hesaplaşmada unutulmaması gereken temel ilke şudur:
Belediyenin parası yoktur.
Harcanan her kuruş milletin parasıdır.
Daha da basiti:
Ödediğimiz vergiler karşılığında musluk suyunu rahatça içebiliyor muyuz?
TARTIŞMA İÇERİĞİNE BAKIN.
Kültür ve Sanat Daire Başkanlığının 337,22 milyon TL bütçe kullanması, “Ayranımız yok içmeye, gümüş köprü yaptık geçmeye” sözünün tam karşılığıdır.
Sıcak ve şifalı sularıyla övündüğümüz Eskişehir’e bir termal tesis kazandırmak yerine Hamam Müzesi yapmak, belediyecilik anlayışının tipik örneklerinden biridir.
Ancak bu konu 2025 yılı tahmini bütçesinde yer almış ve onaylanmıştır.
Kesin hesap görüşmelerinde yapılması gereken, bu harcamaların yerindelik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesidir.
Personel maaşları dâhil olmak üzere tüm ayrıntılar zaten rakamların içindedir.
Çalışma raporuna ilişkin eleştiriler, çalışma raporunun görüşüldüğü oturumlarda yapılmalıdır.
Burada değil.
Aynı şekilde Hamam Müzesi’nin 2025 yılı kesin hesabıyla doğrudan nasıl bir illiyet bağı olduğu da tartışmalıdır.
“Trafiği rahatlatmak adına tek bir üst geçit yapmayıp, Hamamyolu’na kullanılmayan yaya üst geçidi yapmanız…”
Bu eleştirinin de 2025 yılı Büyükşehir Belediyesi kesin hesabıyla doğrudan bağlantısı zayıftır.
Üstelik konu, esasen Odunpazarı Belediye Meclisini ilgilendiren bir meseledir.
Yaya üst geçidi, yatırım programı içinde değerlendirilmiş ve gerekli görüşler alınarak hayata geçirilmiştir.
Kullanılmayan üst geçit iddiasını demek için o günden bugüne kadar ki süreçte mukayeseli sosyal fayda/ maliyet analizlerini ortaya koymanız gerekir ki bunu ispatlayabilesiniz?
Peki, elinizde böyle bir araştırma var mı?
Yok.
O zaman askıda kalmış bir laf olarak kalır.
Ancak doğru tespitler de yok değil.
Herkes kentsel dönüşümden söz ediyor.
Bu konuda AK Parti’nin mukayeseli eleştirisi yerindedir.
Örneğin;
Afet ve Risk Yönetimi, Kentsel Dönüşüm, Tarımsal Hizmetler, Çevre Koruma ve Kent Tarihi Daire Başkanlıklarının toplam bütçe kullanımı 440 milyon TL iken, yalnızca Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığının bütçesi 404 milyon TL olarak gerçekleşmiştir.
Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı bütçesi 106,4 milyon TL iken, Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığının bütçesi 81,3 milyon TL’de kalmıştır.
Bu tablo dikkat çekicidir.
AK Parti’nin bu eleştirileri teknik açıdan önemli olmakla birlikte, aynı eleştirilerin bütçe hazırlanırken komisyonlarda ve meclis görüşmelerinde önergeyle kayıt altına alınması gerekirdi.
Çünkü bugün konuşulanlar 2025 yılına ilişkindir.
2026 yılındayız.
2026 yılının kesin hesabı ise 2027 yılının mayıs ayında görüşülecek.
AK Parti ana muhalefet partisi konumunda olmasına rağmen çoğu zaman mantık karışıklığı yaşıyor.
Bu nedenle grup içi koordinasyon da yeterince sağlanamıyor.
Detaylı istişare yapılmadan mecliste yapılan tartışmalar, çoğu zaman kaotik bir görüntü veriyor.
AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Dönmez’ in şu sözlerle dikkat çekti:
“Somut şeyleri konuşalım. Eskişehir’i konuşalım. Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin yetkisinde olan kırsal ilçeleri konuşalım. Böyle kişisel bir çatışmaya dönüştürmenin kimseye faydası yok.”
Ardından Sarıcakaya Belediyesinden Büyükşehir Belediyesine aktarılan 54 milyon TL’ye dikkat çekti ve bu konuda daha önce sorduğu sorulara yanıt alamadığını ifade etti.
Aynı durumun İnönü, Mihalgazi ve Han ilçeleri için de geçerli olduğunu belirtti.
Manzara şu:
Gerek AK Parti’de gerek, CHP’de savrulmalar yaşanıyor.
Konu kendi mecrasından çıkıyor, farklı noktalara gidiyor. Meclisler köy kahvesi değil. ESKİ genel kurulu çalışma raporu müzakeresinde Genel Kurulu Hasan Ünal yönetti.
Meclis çalışma Yönetmeliğini uyguladı. Orasının köy kahvesi olmadığını Mahmudiye belediye başkanı İshak Gündoğan’a hatırlattı. O da CHP’li 1.meclis Bşk. Söz vermedi diye meclisi terk etti.
Bu durum sağlıklı değil.
Onun için sağlıklı bir diyalog şart.
