Eskişehir’in Yeşiltepe Mahallesi’nde yaşanan imar planı tartışması, artık teknik bir şehircilik meselesi olmaktan çıkmış durumda. Ortada duran tablo, vatandaşın “katılım” adı altında dışlandığı, karar süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütüldüğü ve kamuoyuna sonradan servis edilen bir plan dayatmasıdır.
Tepebaşı Belediyesi tarafından hazırlandığı belirtilen 1/1000 ölçekli imar planı, mahalle sakinlerinin ifadesiyle “dönüşüm” değil, doğrudan mülkiyet haklarını budayan bir müdahale niteliği taşımaktadır. Üstelik bu süreçte en çok sorgulanan nokta, planın içeriğinden önce nasıl hazırlandığı ve kiminle hazırlandığıdır.
“PLAN YAPILDI, HALK SONRADAN HABERDAR EDİLDİ”
Mahalle sakinlerinin anlattığı tablo oldukça net: Uzun süre kapalı yürütülen bir çalışma, son aşamaya gelindiğinde kamuoyuna açılmış; itirazlar ise ya geçiştirilmiş ya da yok sayılmıştır. Bu durum, şehircilik adına “katılımcı belediyecilik” söylemiyle açık bir çelişki oluşturmaktadır.
Vatandaşların dile getirdiği en temel eleştiri, sürecin başından itibaren dışlanmalarıdır. Planın mahalleye anlatılmadığı, toplantıların yeterince şeffaf yapılmadığı ve alternatif görüşlerin dikkate alınmadığı iddiaları, belediyenin demokratik yönetim anlayışını sorgulatmaktadır.
“RANT ENDİŞESİ” NEDEN GÜÇLENİYOR?
Mahalle sakinlerinin sıkça dile getirdiği “ranta kurban edilme” eleştirisi, yalnızca bir söylem değil; planın etkileri üzerinden beslenen ciddi bir güvensizliktir. Yapı haklarının daraltılması, bazı bölgelerde değer kaybı riski ve mülkiyetlerin yeniden tanımlanması, bu kaygıları güçlendirmektedir.
Vatandaşın sorduğu soru basittir:
Neden mevcut haklar korunmak yerine geri çekilmektedir?
Eğer bir plan gerçekten “iyileştirme” amacı taşıyorsa, neden halk bunu kazanım olarak değil, kayıp olarak görmektedir?
REFERANDUM TALEBİ: SANDIKTAN NEDEN KAÇINILIYOR?
Yeşiltepe’de dikkat çeken bir diğer husus, mahalle sakinlerinin ısrarla referandum talep etmesidir. Binlerce imza toplandığı ifade edilmesine rağmen, bu talebin karşılık bulmaması, sürecin en tartışmalı noktalarından biridir.
Eğer belediye, yaptığı planın doğru olduğuna inanıyorsa, neden doğrudan halkın onayına başvurulmasından çekinilmektedir?
Demokrasinin en temel ilkesi olan katılım, sadece seçim dönemlerinde hatırlanan bir kavram olmamalıdır. Mahalle ölçeğinde dahi olsa, halkın iradesi yok sayıldığında ortaya çıkan sonuç, güven kaybıdır.
“DÖNÜŞÜM” DEĞİL, TEK TARAFLI DÜZENLEME ALGISI
Şehir planlaması elbette gereklidir. Ancak planlama, masa başında çizilen ve sahaya dayatılan bir mühendislik egzersizi değildir. Özellikle mevcut yapı stokunun bulunduğu mahallelerde, sosyal gerçeklik göz ardı edildiğinde ortaya çıkan sonuçlar telafisi zor mağduriyetler yaratır.
Yeşiltepe’de eleştirilen nokta tam olarak budur:
Planlama, “birlikte üretim” değil, “sonradan ilan edilen karar” görünümündedir.
SONUÇ: GÜVEN KAYBI DERİNLEŞİYOR
Bugün Yeşiltepe’de yaşanan tartışma, sadece bir mahalle planı meselesi değildir. Bu aynı zamanda yerel yönetimlerin şeffaflık, katılım ve adalet ilkeleriyle ne kadar uyumlu hareket ettiğinin de bir testidir.
Vatandaşın talebi nettir:
Dayatma değil, diyalog.
Kapalı süreç değil, açık yönetim.
Karar değil, ortak akıl.
Aksi halde bu tür imar planları, teknik bir düzenleme olmaktan çıkıp toplumsal bir kırılma noktasına dönüşmeye devam edecektir.
Tepebaşı ilçe başkanı Serhat TUNÇ tepebaşı belediyesinin icraatlarını çok sert biçiminde eleştirirken tepebaşı yönetilemiyor diyor.
