AK Parti eski İl Başkanı Dündar Ünlü’ nün sözleri sıradan bir siyasi değerlendirme değil; doğrudan Eskişehir siyasetinin üzerine tutulmuş sert bir projektördü.
Ne yuvarladı, ne de karnından konuştu.
Açık konuştu.
Net konuştu.
Risk aldı.
Kendi partisinin yanlışını da söyledi, CHP’nin açmazını da ortaya koydu, belediyelerdeki yönetim sorunlarını da isim vererek tarif etti.
Bugün siyasette en az bulunan şey tam da bu: omurgalı duruş.
CHP’li belediyelere yönelik yargı süreçlerinde ne “tamamen siyasi operasyon” kolaycılığına sığındı ne de “hiçbir şey yokmuş gibi davranma” saflığına kapıldı.
Dosyaların yargıda olduğunu, iddianamelerin hazırlandığını ve son sözü mahkemenin söyleyeceğini net biçimde ifade etti.
Yani slogan değil, sonuç beklenmeli dedi.
TEŞKİLATÇILIK MAKAM DEĞİL, FEDAKÂRLIKTIR
AK Parti teşkilatları konusunda da son derece netti:
Teşkilatçılık makam değil, fedakârlıktır.
İl başkanlığı, ilçe başkanlığı, mahalle başkanlığı…
Hepsi gönüllülük işidir.
Başarı varsa herkes sahiplenir.
Başarısızlıkta ise ilk kurşun teşkilata sıkılır.
En kolay eleştirilen hep teşkilat olur.
Bugün AK Parti’nin Eskişehir’de yaşadığı güç kaybını sadece ekonomiyle ya da ülke konjonktürüyle açıklamıyor.
Asıl kırılmanın belediyelerin kaybedilmesi olduğunu söylüyor.
En net cümlesi şu:
“Eskişehir Büyükşehir Belediyesi alınsaydı bugün AK Parti burada beş milletvekili çıkarırdı.”
Çünkü yerel iktidarı kaybeden, zamanla genel siyasette de irtifa kaybeder.
Eskişehir merkez sağ bir şehir ama bu sosyoloji doğru okunamadı.
Yanlış adaylar, yanlış stratejiler ve şehri tanımayan tercihler AK Parti’yi aşağı çekti.
Özellikle milletvekili listelerinde yapılan tercihlere dikkat çekiyor:
Eskişehir’i bilen, bu şehrin damarlarını tanıyan, burada ağırlığı olan isimler yerine dışarıdan gelen profiller tercih edildi.
Sonuç ortada:
Şehir kaybedildi.
Belediyeler gitti.
Oylar eridi.
Teşkilat tek başına seçim kazanmaz.
Doğru aday gerekir.
Doğru strateji gerekir.
Sahaya hâkim güçlü bir siyasi akıl gerekir.
Aksi halde teşkilata fatura kesmek sadece kolaycılıktır.
“KENDİME SAYGISIZLIK OLURDU”
2018’de 4. sıradan milletvekili adayı yapılmasını kişisel mağduriyet olarak anlatmıyor.
Ama seçim sonrası yeniden il başkanlığı teklifini neden reddettiğini tek cümleyle özetliyor:
“Kendime saygısızlık olurdu.”
Bu cümle aslında çok şey anlatıyor.
Bazı sözler uzun açıklamalardan daha ağırdır.
BELEDİYECİLİK POPÜLİZM DEĞLİL, ŞEHİRCİLİKTİR
Belediyeler konusundaki eleştirileri daha da sert. Özellikle tepebaşı belediyesi için söylemleri gerçeği yansıtıyor.
İmar bozukluklarından tutunda, bozuk yollara kadar değinmesi onun bu şehri ne kadar yakından takip ettiğinin göstergesi.
Anlatmak istediği Tepebaşı’nın yaptığı sosyal reklamcılık. Belediyenin billboardlarındaki samimi olmayan Fotoğraf belediyeciliğine getiriyor..
Bunu söylerken de AK Parti‘nin seçimleri 2009‘ da neden seçimleri kaybettiğini anlatıyor..
Fabrikalar bölgesindeki yapılan yanlış imar kararlarının acı tabloyu da gözler önüne seriyor. Bölgedeki rantın Eskişehir’i ne hale getirdiğinin acı tablosunun sonuçlarını trafikteki çekilen sıkıntılarının şehri ne hale getirdiğini açıkça ortaya koyuyor.
Deprem hazırlığı yok.
Şehir planlaması zayıf.
Yeni imar alanları yetersiz.
Yollar dar.
Yeterli otoparklar yok.
Altyapı yetersiz.
Ulaşım çökmüş durumda.
Özellikle Tepebaşı’ndaki yapılaşmayı “içler acısı” olarak tanımlıyor.
Belediyeciliğin sadece çöp toplamak olmadığını, gerçek şehircilik gerektiğini söylüyor.
Popülizm konusundaki çıkışı ise en sert başlıklardan biri.
EYT örneğini veriyor ve şunu söylüyor:
“Siyasetçinin memleket için kırmızı çizgisi olmalı.”
Oy uğruna herkese “evet” diyen siyaset anlayışının ülkeyi batırdığını savunuyor.
Devlet yönetimi alkış toplama sanatı değil; bedel ödeme cesaretidir.
DEVLET HASTANESİ EZBERİNE DE KARŞI
Eski Devlet Hastanesi arazisi tartışmasında da ezber bozan bir yaklaşım ortaya koyuyor:
“Hastane yapılmazsa dünyanın sonu değil.”
Eğer ihtiyaç yoksa devletin araziyi değerlendirmesi doğaldır.
İhtiyaç doğarsa başka yerde yine hastane yapılır.
Yani slogan değil, ihtiyaç odaklı devlet aklı.
ESKİ KRİZİ VE AYŞE ÜNLÜCE’ ye MESAJI
Büyükşehir Belediyesi’ndeki ESKİ tarifesi krizinde AK Parti Meclis Grubu’nun tespitini doğru buluyor.
Ayşe Ünlüce’nin sorumluluğu üstlenmesini de önemli görüyor.
Ama açık mesaj veriyor:
Kim yaptıysa ortaya çıkarılmalı.
Bedel ödemeli.
Ve belediye başkanı net bir yönetim sergilemeli.
YILMAZ HOCA GÖLGE YÖNETİM KURMAMALI
En dikkat çekici bölüm ise, Yılmaz Büyükerşen başlığı.
Burada diplomatik davranmıyor.
Doğrudan konuşuyor.
Hamam Müzesi’nde kendisine yardımcı olduğunu, Şehir Hastanesi fikrinin de kendi önerisiyle gündeme geldiğini özellikle söylüyor.
Ama mesele burada bitmiyor.
Asıl sert eleştiri şu:
Yılmaz Büyükerşen’in belediye üzerindeki danışmanlık rolünü doğru bulmuyor.
Görev bittiyse gerçekten bitmeli diyor.
“Danışman olayım, makamım devam etsin, belediyede etkimi sürdüreyim” anlayışını yanlış buluyor.
Daha da ileri gidiyor:
Eğer kendisi Yılmaz Büyükerşen olsaydı ve yeniden aday gösterilmeseydi, iki belediye başkanını da aday göstermezdi diyor.
Sonrasında da “beni danışman yapın, bana araba verin, bana personel verin” anlayışının siyaseten doğru olmadığını açıkça ifade ediyor.
Üstelik şunu da özellikle vurguluyor:
Hocanın bunlara maddi olarak ihtiyacı yok.
Mesele ihtiyaç değil; etki alanını sürdürme arzusu.
Ve işte tam burada kritik cümle geliyor:
“Yeni gelen başkan kendi göbeğini kendi kesmeli.”
Ayşe Ünlüce’nin yönetimine siyasal vesayet kurulmasını doğru bulmuyor.
Yılmaz hocanın danışmanlık üzerinden belediye yönetimine ve siyasete müdahil olmasının hem yeni başkana hem kurumsal yapıya zarar verdiğini düşünüyor.
Yeni başkan;
kendi kadrosunu kurmalı,
kendi kararlarını almalı,
kendi sorumluluğunu taşımalı.
Eski başkanın gölgesiyle belediye yönetilmez.
Siyaset vesayetle değil, iradeyle yürür.
MAKAM DEĞİL, DURUŞ
Kendi siyasi geleceği için kapıyı kapatmıyor ama makam peşinde olmadığını özellikle vurguluyor.
Kemal Tahir’in Kurt Kanunu romanındaki Emin Bey karakterini örnek veriyor.
Siyasette sıraya girip hırpalananlardan olmak istemediğini söylüyor.
“İşim var, gücüm var, hobilerim var. Başka bir hayatım var” diyerek makam bağımlılığına karşı duruyor.
En güçlü cümlesi ise şu: “Siyasette hep varım ama koltuk peşinde değilim.”
Ve ardından gelen siyasi tokat:
“Mühim olan makamdayken burundan kıl aldırmamak değil; makamdan sonra da burundan kıl aldırmamaktır.”
İşte siyaset terbiyesi budur.
CHP MUHALEFETİNE GÜVEN YOK
Erken seçim beklemiyor.
Ama seçimin zamanından biraz önce geleceğini düşünüyor:
2027 sonu ya da 2028 başı.
CHP’nin bugünkü muhalefet tarzını ise güçlü ve güven veren bir alternatif olarak görmüyor.
Ekrem İmamoğlu merkezli siyasal angajmanın toplumsal karşılık üretmediğini düşünüyor.
Muhalefetin sağlam, inandırıcı ve kurumsal bir çizgi ortaya koyamadığını söylüyor.
Sert ama net.
SONUÇ NET
Dündar Ünlü konuşmadı.
Eskişehir siyasetinin fotoğrafını çekti.
Hem AK Parti’ye ayna tuttu, hem CHP’ye uyarı verdi, hem de belediyelerdeki güç savaşlarını teşhis etti.
Omurgalı siyaset budur:
Yanlış kimdeyse söylemek.
Doğru kimdeyse teslim etmek.
Bugün siyasette en az bulunan şey de tam olarak budur.
