Türk siyasi tarihi, kendi kimliğini inşa etmek yerine güçlü figürlerin gölgesine sığınarak menzil almaya çalışan liderlerin hazin öyküleriyle doludur. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in içine düştüğü durum, tam olarak bu tarihi yanılgının güncel bir tezahürüdür.

Sayın Özel, kurultay salonlarında dile getirdiği "baba ocağı" ideallerini ve CHP’nin asırlık kurumsal hafızasını bir kenara bırakarak, siyasi geleceğini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ajandasına rehin vermiştir. İmamoğlu’nun rüzgarına kapılıp köklü bir çınarın gölgesini terk etmek, Özgür Özel adına siyasi tarihin en büyük stratejik hatalarından biri olarak kayıtlara geçmiştir.Buradaki temel yanılgı, CHP tabanının sosyolojik ve ideolojik kodlarını doğru okuyamamaktır.

Gerçek şu ki; partinin emektar, ideolojik sadakati yüksek ve ilkeli tabanı ile Ekrem İmamoğlu figürü arasında organik, özdeş bir bağ bulunmamaktadır. İmamoğlu, taban için geçici bir pragmatizmin ve popülaritenin ötesinde derin bir ideolojik aidiyet sunamamaktadır. Dahası, İmamoğlu’nun siyasi bagajı, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklardan delege hesaplarına kadar pek çok şaibeyi barındıran, tabanın temiz siyaset arayışıyla uyuşmayan "kirli" bir yük taşımaktadır. Özgür Özel’in böyle bir bagajın kuyruğuna takılması, kendi siyasi meşruiyetini ve liderlik iradesini daha yolun başında zedelemiştir.

Dönüp tarihin sararmış sayfalarına baktığımızda, bu topraklarda ana akım bir partiden koparak ya da alternatif bir odak yaratarak başarıya ulaşabilen tek bir lider görürüz: Bülent Ecevit. Ancak Ecevit, "Karaoğlan" mitini yaratırken arkasında muazzam bir halk aurası, entelektüel bir birikim, net bir ideolojik duruş (Demokratik Sol) ve kitleleri peşinden sürükleyen bir karizma taşıyordu. Bugün tarafsız bir gözle bakıldığında, Özgür Özel’in ne böyle bir kitle aurasına ne de Ecevit çapında bir karizmaya sahip olmadığı aşikardır. Emanetçi bir lider görüntüsünden sıyrılamayan bir figürün, Ecevit’in açtığı o zorlu patikada yürümesi eşyanın tabiatına aykırıdır.

Oysa Özgür Özel için tarihi bir fırsat mevcuttu. Eğer İmamoğlu ile olan göbek bağını cesaretle kesip atabilseydi, İBB’nin ve elitlerin güdümüne girmeyi reddederek "baba ocağı" CHP’nin kurumsal kimliğine ve öz değerlerine sahip çıksaydı, Türk siyasetinde kendine has, bağımsız bir aktör olarak konumlanabilirdi.

Partinin başında kendi iradesiyle duran, dış etkilere kapalı bir lider olarak tarihte kalıcı bir iz bırakabilirdi.Ancak bu şans artık kaçmıştır. Kendi gölgesini oluşturamayanlar, başkalarının ışığı söndüğünde karanlıkta kalmaya mahkumdur.

Özgür Özel, sergilediği bu iradesizlikle, geleceğin siyaset tarihçileri tarafından büyük dönüşümlerin mimarı olarak anılmayacaktır.

Onun adı, tıpkı partinin geçiş dönemlerinde kısa süreliğine koltuğu dolduran ama siyasi hafızada derin izler bırakamayan Hikmet Çetin ya da Altan Öymen gibi, sadece "bir dönem genel başkanlık yaptı" denilerek geçilecek tek satırlık bir dipnottan ibaret kalacaktır.