Kurşunlu Külliyesi üzerinden yaşanan tartışmayı yalnızca bir tahliye meselesi olarak değerlendirmek, konunun hukuki ve idari boyutunu gözden kaçırmak olur.
Öncelikle bilinmesi gereken gerçek şudur: Tarihi ve kültürel değer taşıyan bir yapının kamu kurumu tarafından kullanılıyor olması, o yapının mülkiyetine ve yönetimine ilişkin hukuki hakları ortadan kaldırmaz.
Odunpazarı Belediyesinin 2004 yılından bu yana külliyeyi kullanıyor olması elbette önemlidir. Ancak geçmişten bugüne devam eden kullanım, tek başına süresiz kullanım hakkı anlamına gelmez. Kira sözleşmeleri, mülkiyet hakları ve idari tasarruflar ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Vakıflar Bölge Müdürlüğünün kendi sorumluluk alanındaki taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunmak istemesi de hukuki zeminde ele alınması gereken bir haktır. Bu hakkın kullanılmasını doğrudan kamu yararına aykırı görmek doğru değildir.
Üstelik Odunpazarı Belediyesinin yargı yoluna başvurmuş olması da tahliye işleminin kendiliğinden ve süresiz olarak duracağı anlamına gelmez. Mahkeme henüz yürütmenin durdurulmasına ilişkin bir karar vermemişken, idarenin mevcut hukuki durum çerçevesinde işlem tesis etmesi anlaşılabilir bir yaklaşımdır.
Burada asıl önemli olan, sürecin karşılıklı suçlamalarla değil, hukuk kuralları içerisinde yürütülmesidir.
Kurşunlu Külliyesi elbette Eskişehir'in ortak kültürel mirasıdır. Ancak bu mirasın korunması kadar, mülkiyet haklarına, sözleşmelere ve kamu kurumlarının yetki sınırlarına saygı gösterilmesi de önemlidir.
Kamu kurumları arasındaki anlaşmazlıkların çözüm adresi siyasi tartışmalar değil, hukuktur.
Hiçbir kurum hukukun üzerinde olmadığı gibi, hiçbir kurum da hukuki sorumluluklarından muaf değildir. Bu nedenle Kaymakamlığın tahliye sürecine ilişkin kararını, hukuki çerçevede değerlendirmek ve uygulamayı yargı kararlarına açık tutmak gerekir.
Kurşunlu Külliyesi hepimizin ortak değeridir. Ancak ortak değerlerimizi korumanın yolu, hukuku kişilere ve kurumlara göre değil, herkes için eşit uygulamaktan geçer.