25 yıllık yönetimin başarı hikâyesi mi, bitmeyen koltuk hikâyesi mi?

Ahmet Ataç yine konuşmuş. Tepebaşı'nın 25 yılda küllerinden yeniden doğduğunu anlatmış.

Şeffaf belediyecilikten, hesap verebilirlikten, vatandaşlar arasında ayrım yapmamaktan söz etmiş.

Ne güzel!

İnsan dinleyince Tepebaşı'nın 25 yıl boyunca kendi kendine büyüdüğünü, bütün bu gelişmenin de bir kişinin marifetiyle gerçekleştiğini sanacak.

Ama siyaset masal anlatma sanatı değildir. Hele 25 yıllık bir belediye yönetiminin karnesi, birkaç süslü cümleyle doldurulamaz.

Madem şeffafsınız, öyleyse buyurun, rakamları açıklayın!

25 yılda belediyenin kasasına giren toplam kaynak ne kadar?

Bugünkü değerleriyle güncelleştirilmiş rakamlar nedir?

Arsa satışlarından ne kadar gelir elde edildi?

Belediyenin sattığı taşınmazların güncel karşılığı ne?

Genel bütçeden aktarılan kaynaklar ne kadar?

İmar planlarında kaç değişiklik yapıldı?

Şeffaflık diyorsunuz ya!

O zaman bu soruların cevaplarını da kamuoyuyla paylaşın.

Ama nedense şeffaflık söz konusu olduğunda mikrofonlar açık, hesap sorulduğunda sesler kısık!

Başkanlık faaliyet raporlarının görüşmelerinde, AK Parti'li meclis üyelerinin sorularına cevap verilemediği eleştirileri ortada. Belediye başkan yardımcıları ve özel kalemle ilgili yargı süreçleri de kamuoyunun gündeminde. Bütün bunlar tartışılırken çıkıp şeffaf belediyecilikten söz etmek, kavramın içini boşaltmaktan başka nedir?

Şeffaflık, billboardlara fotoğraf asmak değildir. Hesap verebilirlik, televizyon ekranlarında kendini anlatmakla sağlanmaz.

Peki, 25 yılda ne yaptınız?

BAKSAN mı? İmar planları mı? Yollar mı? Büyük parklar mı? Kentsel dönüşüm mü?

Bir tane örnek gösterin. Gerçekleştirilmiş, vatandaşın hayatına dokunmuş, numunelik de olsa bir kentsel dönüşüm projesi gösterin.

Yoksa belediyenin en büyük yatırımı, başkanın kendi billboardlarında boy boy sergilenen fotoğrafları mı?

Kamu kaynakları hizmet üretmek içindir, kişisel tanıtım galerisi oluşturmak için değil.

Bir de Tepebaşı'nın küllerinden yeniden doğduğu masalı var.

İyi de bu belediyenin belde belediyesinden ilçe belediyesine dönüşmesinin, yetkilerinin ve mali kaynaklarının genişlemesinin arkasında hangi yasal düzenlemeler var? İlçe belediyelerinin arsa, emlak ve çöp vergisi gibi gelir kaynakları hangi dönemde ve hangi düzenlemelerle şekillendi?

AK Parti iktidarının çıkardığı yasalarla belediyelerin statüsü, yetkileri ve kaynakları değişti.

Bunları yok sayıp 25 yıllık bütün gelişmeyi tek kişinin hanesine yazmak, olsa olsa siyasi muhasebenin yeni bir çeşididir.

Ne anlatıyorsunuz? Kime masal satıyorsunuz?

Çelik çomak oynanan dönem çoktan geride kaldı. Vatandaş artık sloganla değil, rakamla konuşulmasını istiyor.

Üstelik mesele yalnızca hizmet de değil. 25 yıllık bir yönetim anlayışının kendisi de sorgulanmalı.

İşin ilginç tarafı, Ahmet Ataç'ın siyasi yolculuğunda adaylık meselesinin de hep tartışma konusu olması. Koltuk sanki kişiye özel tahsis edilmiş gibi.

Yıllar geçiyor, dönemler değişiyor ama koltuğun sahibi değişmiyor.

ANKET SONUÇLARINA ŞAŞIRMIŞ?

Şimdi de anket sonuçlarına şaşırdığını söylüyor. Bir anketörün kendisine Tepebaşı'nda yüzde 60'ın üzerinde oy alabileceğini söylediğini, Büyükşehir belediye başkanı adayı olması hâlinde de en az yüzde 60 oy beklediğini anlatıyor.

İşte burada niyet biraz daha görünür hâle geliyor.

Mesaj açık: Ben buradayım! Büyükşehir için de hazırım. Macera aramayın!

Yaşın 80'e dayansa da koltuk hesabı bitmiyor. Sanki seçim yapılmamış, sandık kurulmamış, rakip çıkmamış; yüzde 60 oy çoktan cebine konulmuş!

Oysa siyaset kimsenin tapulu malı değil. Sandık, anketörün kulağına fısıldadığı rakamlarla kurulmaz.

Acaba mesele büyükşehir belediye başkanlığı mı, yoksa siyasi dokunulmazlık ve gelecek hesabı mı? Milletvekili listelerinde yer alma ihtimali de bu siyasi denklemin bir parçası mı?

Göreceğiz.

Bir de vatandaşları hiçbir zaman ayırt etmediğini, belediyenin kapılarının herkese açık olduğunu söylüyor.

Vay vay vay!

Bu kadar iddialı cümle kurmak kolay. Önemli olan bunların uygulamada karşılığının bulunması. Görüşmelerin şeffaf yürütüldüğünü söylüyorsunuz. Peki, kamuoyunun önündeki soru işaretleri ne olacak? Yargıya taşınan dosyalar ne olacak? Şeffaflık, yalnızca sizin anlattığınız kadar mı?

Son olarak bir de bu başarı hikâyesini alkışlayan kalemler var. Her açıklamayı manşete taşıyan, her siyasi mesajı başarı öyküsüne dönüştüren, sahibinin sesi gibi çalışanlar...

Sonra da çıkıp basın özgürlüğünden söz ediyorlar. Gazetecilikle, iletişim reklam, propaganda arasındaki çizgi silinince geriye gazetecilik değil, fonlanmış bir reklam ağzı kalıyor.

Kısacası, 25 yılın hesabını vermek yerine 25 yılın reklamını yapmakla meşguller.

Tepebaşı'nın gerçek karnesi billboardlarda değil, kamu kayıtlarında, bütçelerde, imar kararlarında ve vatandaşın hayatında duruyor.

Ahmet Ataç'a tavsiyemiz basit: Biraz daha az konuşun, biraz daha çok hesap verin.

Çünkü ne konuşmasını biliyorsunuz, ne belediyeciliği.

Mır mır,mır.. Mesleğiniz diş hekimliği ise onu yapın..

Çünkü 25 yılın sonunda hâlâ küllerinden doğma hikâyesi anlatılıyorsa insanın aklına başka bir soru geliyor:

Tepebaşı gerçekten küllerinden mi doğdu, yoksa 25 yıldır aynı siyasi hikâye yeniden mi ısıtılıp önümüze konuluyor?

25 yılın öncesinde ne vardı. Zaten yoktu?