"Kimsesizlerin kimsesi..."

Bugün siyasi sahnede ve meydanlarda içi boşaltılmış bir metafora dönüşen bu asil sözün hatırlatayım dedim.

Gelgelim, yakın siyasi tarihimizde muhafazakâr siyaset bu derin cümleyi geniş kitleleri peşinden sürükleyen cazip bir propaganda bayrağı haline getirdi.

Yola çıkarken en büyük iddia; yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla amansız bir mücadele yürütmekti.

Vaat edilen, ahlakıyla temayüz etmiş, hak gözeten bir "Asım’ın neslini" var etmekti. Politik sistem, tamamen bu ahlaki ve manevi iddia üzerine kurgulanmıştı.

Ancak bugün gelinen noktada, muhafazakâr kitlelerin bu siyasal düzenden umutlarını nasıl da trajik bir biçimde kaybettiğine şahitlik ediyoruz. O düşlenen ideal nesil hiç gelmedi. Gelen yeni yapı; değerleri değil, yalnızca kendi "kârını" muhafaza etmeyi öğrenmiş, paraya tapan, makam ve unvanlardan güç alan fütursuz bir zümreye dönüştü.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Refah Partisi döneminde, o günkü çarpık ekonomik düzeni ve gelir adaletsizliğini yermek amacıyla kurduğu o meşhur ironik cümle adeta bugünün gerçeği haline geldi: "Fakir çalmasını iyi beceremediği için fakirdir, zengin de çalmasını iyi becerdiği için zengindir."

Muhalefetteyken mevcut sistemi eleştirmek için söylenen bu ironi, bugün gücü elinde bulunduranların adeta gizli amentüsü oldu. Muhafazakâr aydınlar ve dindar kitleler, dün cansiperane eleştirdikleri sistemik çürümüşlüğün, bugün tam tersi bir gayretle bizzat kendi mahalleleri tarafından inşa edilişini derin bir hicranla izliyor. İnandıkları, uğruna bedeller ödedikleri ne kadar mukaddes değer varsa, muktedirlerin eliyle birer birer yerle bir ediliyor.

"Edeceğiz, yapacağız, yaptık, yine yaparız" denilerek çıkılan yolun sonunda bugün hak, hukuk ve adalet denklemi tamamen bozulmuştur. Yolsuzluk ve ahlaki erozyon adeta toplumsal bünyede metastaz yapmış durumdadır.

Bu kriz ne kadar uzarsa, neticeleri de o kadar vahim olacaktır. Toplumun ahlak damarlarını trol ordularıyla, algı operasyonlarıyla kurutmaya çalışanlar, rüzgâr ekip fırtına biçeceklerini unutmamalıdır. Dün adaletsizlikten kaçtığını sandıklarını söyleyenler, bugün bizzat adaletsizliğin kendisine doğru koşuyorlar.

Dünyevi güçle bugünü kurtaranlara sormak gerekir: Din gününü, ahiret hayatını, ilahi adalet divanını hiç mi aklınıza getirmiyorsunuz?

Ne gerçeği gizleyelim ne de insanlara yapmadıkları bir şeyi isnat edelim; ancak haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı olmak imanın gereğidir. Zalim babamız da olsa adalet çizgisinden sapmamakla emrolunmuş bir kitlenin, güç uğruna adaleti kurban etmesi büyük bir savruluştur.

Tarih ve inanç sayfaları bu savruluşun ibretlik sahneleriyle doludur. Gün gelir, denizi asasıyla yarıp geçen Hz. Musa, Yavuz Sultan Selim'in sadece 13 günde aştığı Sina Çölü’nü 40 yılda geçemez.

Yavuz Sultan Selim, 9 Ocak 1517 ile 22 Ocak 1517 tarihleri arasında, askerinin moralini yüksek tutmak için atından inip yürüyerek o zorlu menzili aşmıştı.

Öte yandan mucizelerle denizi geçen Hz. Musa ve kavmi, çölde tam 40 yıl yürümek zorunda kaldı. Hz. Musa kavmine vadilerinden bal ve süt akan bir yurttan söz ediyordu; fakat ne kendisi ne de o denizi geçen ilk neslin tamamına yakını Kudüs'ü göremedi.

Çünkü Hz. Musa hiçbir zaman "Dün yaptık, bugün yine yaparız" diyerek kibre kapılmadı, kesin vadeler vermedi.

Sonucu belirleyen muktedirlerin hamasi niyetleri değil, toplumun topyekûn liyakatidir.

Kehf Suresi 23 ve 24. ayetlerdeki o sarsıcı uyarı tam da bugünün fütursuz vaatlerine hitap etmektedir: “Hiçbir şey için, Allah'ın dilemesine bağlamaksızın, 'Ben bunu yarın mutlaka yapacağım' deme.

Ancak 'Allah dilerse' inşallah yapacağım de.” Peygamber Efendimize (s.a.v.) hitaben inen bu ayetler ortadayken; bugünün siyasetçileri, bürokratları ve müteahhitleri nasıl oluyor da gaybı bilircesine kesin ve kibirli sözler verebiliyorlar?

Hazine bakanları enflasyon ve döviz kurları üzerinden millete takvimler sunarken, yapılan her şeyi kendilerinden biliyor, kendileri olmasaydı o işin olmayacağını zannediyorlar. Oysa unuttukları bir şey var: Allah onları o işe yalnızca aciz birer vesile kılmıştır.

Üstelik ilahi yasa nettir; Allah alenen ve tekrar tekrar büyük günah işleyen fasıkları doğru yola erdirmeyeceğini söyler. Tevbe Suresi 24. ayette uyarıldığı gibi; mallar, ticaretler ve süslü meskenler Allah’tan ve O’nun yolundan daha sevgili hale gelmişse, artık ilahi emrin gelmesini beklemek gerekir. Allah herkesi Bakara Suresi 155. ayette buyurulduğu üzere korkuyla, açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilterek imtihan eder. Sabredenlerin müjdelendiği bu sınavda, gücü elinde tutanlar mülkün tek sahibinin Allah olduğunu unutmuşlardır.

Allah dilerse mabedini Sad Suresi 37-38 ve Sebe Suresi 13 ayetlerinde zikredildiği üzere cinlere ve bukağılı şeytanlara da inşa ettirir. Bu dini, bu devleti ille de mevcut güç sahiplerinin eliyle yüceltecek diye bir kaide yoktur; O dilerse düşmanları bile hizmetkâr kılar.

Nihayetinde mülk ve iktidar insanlar arasında döndürülüp duran bir emanettir. Âl-i İmrân Suresi 26. ayetin hükmü sabittir: “De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü geri alırsın.”

Âl-i İmrân Suresi 140. ayet ise bugünün mağrur güç sahiplerine en büyük tokat mahiyetindedir: “İşte biz bugünleri (servet, güç ve galibiyeti) insanlar arasında döndürür dururuz. Bu, Allah'ın iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.”

Hâşâ! Allah'ın yetmeyen gücüne güç, parasına para, aklına akıl yetirecek değildiniz.

Bizler nihayetinde aciz kullarız.

Paraya, makama ve unvana taparak ördüğünüz o fütursuz fildişi kuleleriniz, bitmek bilmeyen tûl-i emelleriniz ve ezel-ebed iddialarınız, ancak ilahi gazaba ve toplumsal bir vicdan azabına davetiyedir.

Ey! Müslümanlar. İmtihandasınız farkında mısınız? Fakirin, garibin gözyaşlarıyla, davaya olan inancıyla iktidar oldunuz.

Unuttunuz mu?

Harun gibi geldiniz, şimdi Karun oldunuz..

Hiç akıl etmez misiniz? Allahın kitabından hiç dersler çıkarmadınız mı?

Adalet ve adil olmak temel düsturumuz değil miydi?

Unuttunuz mu?

Her geçen gün neye benzediğimizi unuttunuz mu?

Belliki unutmuşssunuz?