Yıllardır bu sütunlardan bıkmadan, usanmadan haykırıyorum, yazıyorum, söylüyorum.:”Türkiye olarak kendi kabuğumuzu kırdık; sadece bölgesel bir güç olmakla kalmayıp, küresel satranç tahtasında oyun kuran, ezber bozan bir dünya devine dönüştük. “
İşte bu muazzam dönüşümün, bu sessiz ama derinden gelen vizyonun en parlak aynası, Türkiye’nin son 25 yılda Afrika kıtasında yazdığı o muhteşem tarih destanıdır…
Bugün dünya sahnesine kafanızı kaldırıp bir bakın.
21. yüzyılda küresel jeopolitiğin, yeşil enerjinin, yüksek teknolojinin ve askeri güç mücadelesinin kalbi nerede atıyor?…
Elbette Afrika’da!..
Akıllı telefonlardan elektrikli araçlara, çiplerden savunma sanayiine kadar geleceğin teknolojisini belirleyen kobaltın, lityumun ve nadir toprak elementlerinin anavatanı burası…
Birleşmiş Milletler’de tam 54 kilit oyu elinde tutan, dünya deniz ticaretinin şah damarları Süveyş’i, Babülmendep’i, Ümit Burnu’nu göğsünde taşıyan devasa bir kıtadan bahsediyoruz…
Yüzyıllarca Batı’nın sömürgeci postalları altında ezilen, Çin’in borç tuzaklarıyla boğulan, Rusya’nın askeri kıskacına alınan Afrika, bugün ilk kez insan onuruna yakışır bir "Üçüncü Yol" ile tanıştıysa, bunun adı Türk Mucizesidir!…
2002 yılında kıtada sadece 12 olan büyükelçilik sayımızı bugün 44’e çıkaran, ticaret hacmini 35 milyar doların üzerine taşıyan, Türk Hava Yolları ile kıtayı dünyaya bağlayan bu muazzam sıçrama tesadüf değildir…
Bu hamle; sömürgeci emellerle değil, "kazan-kazan" ilkesiyle, insani diplomasiyle, Maarif okullarıyla, TİKA’nın şefkat eliyle ve en önemlisi sınır ötesindeki en büyük askeri kalemiz olan Somali TÜRKSOM üssüyle taçlanmış çelikten bir devlet aklının ürünüdür…
Peki, bu devasa vizyonun arkasındaki itici güç kimdir?..
İşte burada, Türk devletinin bekasını, istikrarını ve küresel iddiasını her şeyin üzerinde tutan iki büyük lidere, iki sarsılmaz siyasi iradeye hakkını teslim etmek milli bir namus borcudur…
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın "Dünya beşten büyüktür" haykırışını Afrika sokaklarında bir umut meşalesine dönüştüren o proaktif liderliği, kıtaya yaptığı onlarca tarihi ziyaretle ördüğü o mekik diplomasisi olmasaydı, bugün buralarda Türk bayrağı dalgalanamazdı…
Ve bu kutlu yürüyüşün arkasında, Cumhur İttifakı’nın o sarsılmaz devlet ufkunu, milli refleksini her an diri tutan, her kritik dönemeçte "Önce ülkem ve milletim" diyerek bu küresel açılımlara en güçlü siyasi kalkanı ve meşruiyeti sağlayan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin o dik duruşu, o sarsılmaz iradesi vardır…
Erdoğan ve Bahçeli’nin omuz omuza vererek inşa ettiği bu güçlü ittifak ve devlet aklı olmasaydı; ne Bayraktar TB2’lerimiz Sahel bölgesinde terörün belini kırabilir ne de Türkiye, Etiyopya ile Somali arasında küresel çapta arabuluculuk yapacak bir diplomasi ligine yükselebilirdi…
Vahşi kapitalizmin ve emperyalizmin kan emici çeteleri Afrika’yı iliklerine kadar sömürürken, Türk devleti oraya adaletle, eşitlikle ve kardeşlikle yürüyor…
Mehmet Şimşek’in iç piyasadaki o ruhsuz, neoliberal, dar gelirliyi ezen rakamlarına ne kadar mesafeli ve öfkeliysek; Erdoğan ve Bahçeli’nin dış politikada, Afrika’da, Türk Dünyası’nda sergilediği bu tam bağımsız, oyun kurucu ve sömürge karşıtı büyük vizyonuna da o kadar hayranız ve arkasındayız!..
Bu millet ile devlet arasındaki o kutsal aidiyet bağını dışarıda aslanlar gibi koruyan bu irade, içerdeki adaletsizlikleri de tasfiye ettiği gün tam anlamıyla menzile varacaktır…
Emperyalizmin korkulu rüyası olan bu şanlı Afrika hamlesi durdurulamaz; çünkü arkasında çelikten bir liderlik, sarsılmaz bir ittifak ve dualı bir millet vardır!..
