İslam tarihinin ve edebi geleneğin en sarsıcı menkıbelerinden biri, adalet aramak için Medine yollarına düşen mazlum bir gayrimüslimin hikâyesidir.

Şam’da veya Mısır’da, gücünü arkasına alan bir valinin adaletsizce el koyduğu toprağı için yola çıkan bu adam, dönemin en büyük gücünün liderini, Hz. Ömer’i bir ağaç gölgesinde hırkasına sarılmış uyurken bulur.

Derdini anlatır.

Koca halife, yerden aldığı kırık bir kemik parçasının üzerine tek bir cümle çizer: "Bilesin ki, ben Nûşîrevân’dan daha az adil değilim."…

Mektup yerine geçen o kemik valiye ulaştığında, valinin benzi solar, elleri titrer ve gasp ettiği arsayı derhal sahibine iade eder.

Çünkü valinin bildiği bir şey vardır: Adaletiyle nam salmış Sasani Hükümdarı Nûşîrevân, suç işleyen öz oğlunu bile idama göndermekten çekinmeyen, düzeni ve hakkı her şeyin üstünde tutan bir mutlak iradenin sembolüdür.

Hz. Ömer’in o kemiğe kazıdığı mesaj nettir: "Eğer sen gücüne güvenip zulmedersen, ben adalet kılıcını Nûşîrevân’dan daha amansız sallarım."…

Şimdi dönelim bugüne, kokuşmuşluğun paçalardan aktığı modern Türkiye’nin finansal labirentlerine...

Bugün ortada ne bir ağaç gölgesinde uyuyan Ömer var ne de adaletiyle titreten bir Nûşîrevân.

Karşımızda; alın teriyle, üç kuruş birikimiyle ayakta kalmaya çalışan milyonların kanını emen fon vurguncuları, onlara bu alanı açan siyaset esnafı ve bu organize yağmaya göz yuman, imza atan bürokratik ayaklar var!..

Tarihteki o vali, bir kemik parçasından yayılan adalet korkusuyla titrerken; bugünün kravatlı soyguncuları, arkalarındaki siyasi koruma kalkanının konforuyla halkın ve devletin cebine el uzatıyor…

Milyarlarca liralık hayali fonlar, gecelik vurgunlar, hortumlanan bankalar ve çöken finansal sistemler...

Hepsinin arkasında aynı kirli sacayağı duruyor: Parayı yürüten arsız foncular, hukuku askıya alan işbirlikçi bürokratlar ve bu çarkın dönmesinden siyasi rant devşiren omurgasız siyasetçiler…

Bugün bir mazlum, hakkını aramak için Ankara’nın dehlizlerine çıksa, karşısında bulacağı şey bir "adalet kemiği" değil, bürokrasinin ördüğü aşılmaz duvarlar ve "yukarıdan gelen emirler" olacaktır…

Adaletin terazisini, altın sayma makineleriyle değiştirenler; yetimin, işçinin, emeklinin hakkını üç beş açgözlü faizciye ve fon cambazına peşkeş çekenler, tarihin en kirli sayfalarına isimlerini yazdırmaktadır…

Nûşîrevân’ın adaletini bir efsane zanneden modern çağın firavunları unutmasın: “Toplumları ayakta tutan şey sarayların ihtişamı ya da koruma orduları değil, adalettir. “

Mülkün temelini oydunuz…

Finansal spekülasyonlarla, borsa oyunlarıyla, saadet zincirleriyle halkı soyanlara yol veren bürokrasi de, bu çürümüşlüğe göz yuman siyaset de bu vebalin altındadır…

Hz. Ömer’in o valiye gönderdiği kemik, bugün sadece bir tarihi menkıbe değil; halkın parasına göz diken finans çetelerine, koltuğunu korumak için susan bürokratlara ve adaleti katleden siyasetçilere doğrultulmuş bir ahlak abidesidir….

Ve elbet bir gün, bu ülkenin namuslu insanları o kemiği saklandığınız sırça sarayların duvarlarına vuracaktır!…