Anadolu’nun ruhunu anlamak, bazen bir dervişin ayak izlerinde gizlidir. Eskişehir’in Seyitgazi ilçesine bağlı Arslanbeyli’de türbesi bulunan Sücaaddin Veli, 14-15. yüzyılın o fırtınalı döneminde yaşamış bir Türkmen dervişi, bir alp-erendir.
Kalenderi ve Rum Abdalları zümresinin önemli isimlerinden biri olan bu zat, yalnızca bir tasavvuf önderi değil; Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde aktif rol oynamış bir gazi-derviştir. Peki bu tarihi şahsiyet ile ülkücü milliyetçilik arasında nasıl bir bağ kurulabilir?
Öncelikle Türkmen kimliği meselesi. Sücaaddin Veli, kaynaklarda açıkça Türkmen dervişi olarak anılır. Velayatname geleneği ve menkıbeler, onun çobanlık motifinden tutun da dolaştığı coğrafyalara kadar Türkmen yörüngesini vurgular. Ülkücü milliyetçilik de Anadolu’yu ebedi Türk yurdu kabul eder; Türkmen-Yörük göçlerini, yerleşimini ve kültürel sürekliliği milli tarihin temel taşları olarak görür. Bu noktada iki yaklaşım aynı damardan beslenir: Anadolu, dışarıdan gelenlerin değil, Türkmen iradesinin vatanıdır.
İkinci ortak nokta, alp-eren ruhudur. Sücaaddin Veli sıradan bir zaviye şeyhi değildir. Dervişleriyle birlikte dolaşmış, Osmanlı komutanlarıyla ilişki kurmuş, gazalara katılmış, hatta bazı anlatılarda Timur’a Anadolu’yu terk etmesini söyleyecek kadar vatan savunması bilinci taşımış bir figürdür.
Ülkücü ideolojinin en güçlü damarlarından biri de “ülkücü er” idealidir; fedakarlık, mücadele, ideal uğruna kendini hiçe sayma. Tarihteki gazi-dervişlerle özdeşleşme, ülkücü düşüncenin ruhuna sinmiştir. Sücaaddin Veli, bu geleneğin canlı bir örneğidir.
Üçüncü kesişim, halk İslamı ve Türk irfanıdır. Sücaaddin Veli’nin temsil ettiği çizgi, yüksek ulema İslam’ından ziyade Türkmen derviş kültürü, Abdal geleneği ve halkın içinden yükselen bir dindarlıktır. Horasan erenleri, Yesevi silsilesi ve Battal Gazi menkıbeleriyle örülü bu anlayış, Türk kültürüne özgü bir sentezdir. Ülkücü milliyetçilikte de “Türk-İslam ülküsü” anlayışı vardır. Yunus Emre’den Hacı Bektaş’a, alp-erenlerden halk erenlerine uzanan bu miras, seçici biçimde milli kültürün parçası kabul edilir. Ortodoks olmayan ama Türk ruhuna içkin bu dindarlık, her iki yaklaşımda da “yabancı” etkilerden ayrıştırılarak sahiplenilir.
Toplum önderliği ve ahlaki çağrı da ortak bir zemindir. Sücaaddin Veli anlatılarında dürüstlük, kardeşlik ve iyilik vurgusu öne çıkar. Ocağı, Anadolu’dan Balkanlar’a uzanan geniş bir etki alanı yaratmıştır. Ülkücü düşünce de milli birlik, ahlaki idealizm ve “ülkü” uğruna hizmet anlayışını merkeze koyar. Her iki tarafta da bireysel menfaat yerine kolektif ideal vardır.
Türkmenlik, gazi ruhu, Anadolu’nun Türkleşmesi ve halk İslamı gibi ortak kodlar, iki yaklaşımı aynı kökte buluşturur.
Bugün Eskişehir’de, Seyitgazi’nin o sakin köyünde yatan bir dervişin adı, yalnızca bir inanç ocağının piri değil; aynı zamanda Anadolu’yu Türk yurdu yapan iradenin simgelerinden biridir. Ülkücü ruh, tarihin derinliklerinden gelen bu alp-eren mirasını yok sayamaz. Çünkü bu topraklarda yaşayan her milli ideal, bir şekilde o gazi-dervişlerin ayak izlerinden geçer.
Sücaaddin Veli’yi anmak, yalnızca bir türbeyi ziyaret etmek değildir. Anadolu’nun ruhunu, Türkmen iradesini ve ülkücü direnişi aynı nefeste hissetmektir.