Hadiii.

Çık işin içinden.

İyi de Teksas nirde?

Soru bu!

Soran kim?

Ben, ben.

Hani şimdi yalan olmasın.

Doğrusu bu.

Tamam.

Yazalım o zaman.

Bildiğim kadarıyla.

Olay şu.

O zamanlar adamın biri, bir cafe açıyor.

Moda abi.

Hatta Dardonların bile geldiği bir yermiş.

Hepsi daracık don giyermiş.

Kısa paça, çorap nerde?

Kayıksal ayakkabı!

O yüzden dardon demişler.

Red Kit daha doğmamış bile.

Rin tin tin?

O da doğmamış tabii ki.

..

Ben öğne duydum.

Adını ne koyalım derken.

Aklına sazı geliyor.

Heee saz.

Bi tek saz.

Başka bir şey yok.

Tamam adı Tek Saz olsun diyor.

Gece şarkı türkü.

Ooo millet memnun.

Saza niye gelmedin?

Sonra sazlar çalınır çamlıca' nın bahçelerin de.

Sonra Rahmetli Aşık Veysel ' den " ben gidersem sazım sen kal dünyada eyyy", ve sazımı asın duvara, türkülerle gömün beni gibi gibi bir sürü türkü şarkı.

Eee şimdi bu da soru mu?

O zamanlar bunlar var mı?

Zaman döngüsü abi.

Herhalde sosyal medya gezintisi yapıyoz.

Her bi şeye bakıyoz.

Paldır kültür olayı.

Bundan dolayı.

Ama karşıda kırmızı urbalar kıskanıyor.

Her akşam olay çıkarıyorlar.

Kavga gürültü gırla.

Derken cafeyi kapatıyorlar.

Eee o giydiğin urbalar bir gün gelir eskir bacağını tırmalar!

Bu da ne şimdi?

Adamlar cafeyi çekecek bunlar sefayı sürecek.

Gel zaman git zaman kim kavga çıkarsa " arkadaş burası Tek Saz mı?" Diye diye, zaman içinde bu teksas oluyor.

Burası Tek Saz mı?

Cafe ya.

Adamın yanında kim var?

Profesör.

Profesör Otlutost!

Adam göbekli ya.

Eritmek için, ne kırmızı et ne beyaz et.

Ham hump buruger garnını. Hem de çok buruger karnını.

Sonra çare Otlutost.

Bol otlu.

Elalem onu görünce " aaa gene mi otlu tost " diye diye, adamın adı Otlutost oluyor.

Bak şu işe.

Oklitus unutuluyor.

Kendi bile unutuyor.

Teksazcı bakıyor iş yok.

Bari bilek güreşi yapayım diyor.

Çelik gibi bilek.

Çelik bilek işte.

Epey rakibini mahvediyor!

Hatta bi ara deri reklamına çıkıyor.

O ara telefona bir yığın şapka yazısı düşüyor.

Fadıl takipte abi.

Eskiler bilir.

O reklamı.

Bi kaç sene millet deri şapka giyiyor.

Ama hayvan hakları savunucuları karşı çıkıyor buna.

O işte bitiyor işte.

Haaa ne diyorduk?

Hay bin kunduz lafı.

Başka bildiği yok.

İkide bir hatta dörtte iki hay, bin kunduz!

O kadar kunduz yok.

Çoğu baraj yapıyor.

Doğal denge mi?

O zamanlar bu" o nedir o?"

Niye başka hayvan adı yok.

Bildiği kunduz.

Bravosör,Bravosör!

Ünü var sitede okumuş.

Okumuş adam.

Ama işsiz kalmış.

Rodi mi?

Haaa o cafede garson çocuk.

Çocuk ya.Ro ro ro diye bir direksiyonda gezer duru.

Biri soruyor.

" Ne diyi bu ne diyi?"

Cevap tâbii ki" ro ro diyi, roooo rooo diyi!"

Bak işe sen.

Adı ro di kalıyor.

Valla bu esprü beni bile gıcık etti.

Sonra böyle dolaşacaksın madem, al şu tepsiyi çayları dağıt deyip işe alıyorlar.

O da işsiz.

N'apalım diyorlar.

Kalk gidelim deyip, kırmızı urbalar ile uğraşalım diyorlar.

Ne o öyle?

Kırmızı urba?

Birde tayt.

Haytttt!

Hiç olmamış bu renk.

Ama moda demişler. Ama moda.

Ama o da haklı.

Ne yani kırmızı?

Ne alaka?

Kel alaka mı dedi biri?

Sonra onların üstüne mavi boya atıyorlar.

Ooo kırmızı mavi.

Aslında unusek henüz icat edilmemiş

Bir de saçları episinin sapsarı ve uzun.

Oldu mu şimdi?

Rapunzel ' on erkek versiyonu sanki.

Onlar oldu diyor.

Valla yalanım yok.

Bana denilen bu.

Hikaye bu abi.

Hikaye işte.