“Muhammed Ali’nin Ringi: ”

Yumruktan öte bir direniş

İnternette okumalar yaparken 50 yıl öncesinden ilginç bir olay karşıma çıktı, merakımı celbetti…

Araştırmayı ve okumayı biraz derinleştirdim…

Çok ilginç ve güzel bulduğum için paylaşmak istedim…

Bu yazının kahramanı Muhammed Ali’ye da Allah CC tan gani gani rahmet diliyorum…

…..

1972’nin kasımında, Nevada’da küçük bir arenada iki adam karşı karşıya geldi.

Boks lisansı alınmış Ali’nin yeniden ringlere dönüş maçı..

Biri —Bob Foster— hafif ağır siklet şampiyonu..

Diğeri —Muhammed Ali— artık yalnızca bir boksör değil, çağın yüzüne inmiş bir tokattı.

O maçın skoru kimsenin umurunda değildi.

Çünkü herkes Ali’nin yumruklarından çok, onun simgeye dönüşmüş gölgesini izliyordu.

Foster yere düştü, ama asıl düşen şey Ali’nin karşısındaki dünyanın kibriydi.

Ali, ringe çıktığında Amerika hâlâ Vietnam’ın vicdan azabını taşırken, siyahlar hâlâ beyazların merhametine mahkûmdu.

O ise hiçbirini umursamadı.

Yumruk atarken bile politikti.

Savaşmayı reddettiği için elinden alınan lisansını yeniden takıp ringe döndüğünde, aslında devletin değil, kaderin mahkûmiyetini bozuyordu.

Amerikan basını o gün Ali’ye yeniden “zarif” diyordu.

Oysa zarafet değildi onunki; haysiyetin fiziksel formuydu…

Sözleri, jestleri, alaycı gülüşü — hepsi bir sivil itaatsizlik manifestosuydu…

Ve Ali, Foster’ı yenerken sadece bir rakibi değil, sistemin kendisini nakavt ediyordu.

Türkiye’de o maç manşetlerde “Ali yine yaptı yapacağını” diye geçti…

Oysa bizdeki okur, Ali’nin Foster’ı değil, Batı’yı alt ettiğini sezmişti…

Vietnam’a gitmeyi reddeden bir siyah adam, emperyalizmin kalbinde dimdik duruyordu…

O duruş, bizim gazete sayfalarına “boks” diye girdi ama satır aralarında “onur” olarak okundu.

Bugün Ali’nin ringi artık yok, ama dünya hâlâ aynı hakemlerle yönetiliyor…

Ve o hakemler hâlâ taraflı…

Belki de bu yüzden, aradan yarım asır geçmesine rağmen hâlâ Ali’ye ihtiyaç duyuyoruz — çünkü o bize yumruğun da bazen bir vicdan olabileceğini hatırlattı…