Dil, bir milletin yalnızca anlaşıp anlaştığı bir sesler bütünü değildir; dil, o milletin hafızası, omurgası ve en önemlisi kültür kalkanıdır.

Bir milleti sömürgeleştirmek istiyorsanız, işe ordularınızla değil, kelimelerinizle başlarsınız.

Çünkü dili yozlaştırmak, kültürünü yok etmenin en kestirme ve en sinsi temelidir.

Bugün nereye baksak bir "festival" furyasıdır gidiyor.

Peki, nedir bu festival?…

Gelin kelimenin seceresine birlikte bakalım.Etimoloji Türkçe kaynaklarına göre bu kelime dilimize Fransızcadan geçmiştir.

Fransızca festival ise gücünü Latince dies festivalis yani “bayram günü” deyiminden alır.

Biraz daha derinleştiğimizde, kilise bayramlarına ait olan, Arkaik Latince’de belli bir tanrıya adanmış yortuları ifade eden ve Proto-Hint-Avrupa dilindeki dhēs- (tanrı/kutsal kavramlarla ilgili) köküne kadar uzanan bir geçmiş görürüz.

İngilizce’deki feast (ziyafet), İspanyolca’daki fiesta, Fransızca’daki fête hep aynı kökten beslenir.

Kelime, 14. yüzyılın sonlarından itibaren dini bayram anlamından evrilerek günümüzdeki toplu eğlence formatını almıştır.

Türkçede ilk yazılı örneğine ise ancak 1934’te rastlanır.

Kısacası; tamamen Batı kültürünün, kilise geleneğinin ve Hristiyanlık konseptinin ürünü olan bir kelimeden bahsediyoruz.

Şimdi sormak gerek: Bu tamamen Batı kültürü konseptine ait kelimenin her köşe başında fütursuzca kullanımı, açık bir kültürel eziklik değil de nedir?…

Bakıyorsunuz, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi kalkmış "Porsuk Festivali" yapıyor…

Yahu, bu toprakların kendi rengi, kendi sesi, kendi kelimesi yok mu?..

Bu kelimenin tam karşılığı, buram buram Anadolu kokan, neşeyi ve bir arada olmayı anlatan “Şenlik” kelimesi olarak kendi dilimizde zaten capcanlı durmaktadır.

Nitekim daha geçtiğimiz hafta Söğüt’te Ertuğrul Gazi Şenlikleri vardı.

Ecdadın yurdunu şenlendirenler, yörük çadırlarında o ruhu yaşatanlar “şenlik” demeyi biliyor da, şehrin göbeğinde su kenarında toplananlar neden illa ki Batı’nın kelimesine sığınma ihtiyacı hissediyor?…

Neyse ki bazı idraki yüksek, şuurlu sivil toplum kuruluşlarımız var da kültürümüze, dilimize bir nebze olsun sahip çıkıyorlar…

Onlar da olmasa, bizi biz yapan değerlerin üzerinden yabancı kelimelerin silindir gibi geçmesine kimse ses etmeyecek…

Peki, bu aymazlık sadece Eskişehir ve Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ile mi sınırlı?…

Hayır, ne yazık ki hayır…

Yukarıya bakıyorsunuz, en başta bu ülkenin kültürünü korumak ve geliştirmekle mükellef olan Kültür Bakanı’nın da Türk kültüründen ve dil hassasiyetinden haberi yok….

Koskoca bakanlık, memleketin dört bir yanında “Kültür Yolu Festivali (!?)” adı altında etkinlikler düzenliyor…

Kültürün "yolu" yerli, ama o yolun varacağı yer yabancının "festivali"...

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?..

Kendi kavramlarına yabancılaşan, kendi dilinin zenginliğini hor görüp Batı’nın kilise kökenli kelimeleriyle modernleştiğini sanan bir idare ve belediyecilik anlayışıyla karşı karşıyayız…

Dil elden giderken, kültür erirken herkes üç maymunu oynuyor…

Ziya Paşa’nın o meşhur ve tarihe yön veren sözüyle bitirelim, zira bugünün manzarasına bundan daha iyi oturan bir kelam olamaz:“Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr;Katır defterdar olmuş, eşek mühürdar!”…