4. YAZI (Kamu Harcamaları)


Günlerdir bu sütunlardan halkın tepesine binen vergi zulmünü, KDV-ÖTV soygununu ve cebimizi her gün gizlice boşaltan enflasyon canavarını tek tek yazdım, deşifre ettim.

Mehmet Şimşek ve neoliberal korosu her fırsatta ekranlara çıkıp dar gelirliye sabır telkin ediyor, "kemer sıkın" diye parmak sallıyor.

Peki, millet boğazından kısarken, o bütçe açıklarının asıl sorumlusu olanlar ne yapıyor?

Bugün, adalet duygusunu kökünden kurutan, toplumsal vicdanı kanatan o en büyük kara deliği konuşuyoruz: Dipsiz bir kuyuya dönen kamu harcamalarını!

Yıllardır bas bas bağırıyorum, söylüyorum; fiziki kalkınmayı, binaları, köprüleri bir şekilde hallettik ama adalet her geçen gün daha da geriye gitti.

Adil paylaşımın zerresinin kalmadığı bu düzende, devletin yaptığı fuzuli kamu harcamaları artık açık bir vergi zulmüne dönüşmüştür.

Vatandaş pazar artıklarını toplarken, emekli maaşıyla bir gün bile geçinemezken; kamudaki lüks araç saltanatı, şatafatlı hizmet binaları, bitmek bilmeyen ağırlama giderleri ve "itibar" adı altında yapılan milyarlık israflar tam gaz devam ediyor.

Halktan fedakarlık bekleyenlerin, kendi lükslerinden zerre taviz vermemesi adaletle açıklanabilir mi?

Küçük genelgelerle, göstermelik tasarruf paketleriyle veya ambalajlı makroekonomik masallarla bu devasa israf düzeni engellenemez.

Bu politikaları bilinçli bir şekilde izleyen, gözü küresel finans merkezlerinin el kitabından başka hiçbir şeyi görmeyen Ayemef memuru Mehmet Şimşek ile bu iş olmaz, olamaz!

Şimşek’in "rasyonel ekonomi" dediği şey, kamunun şatafatına ve lüks harcamalarına dokunmayıp, o harcamaların faturasını ek vergilerle dar gelirlinin, işçinin, memurun sırtına yükleme ajandasıdır.

Kendi bütçesini kısamayan devlet, vatandaşına vergiyle diz çöktürüyor!

Bu gidişat sadece ekonomik bir iflas değildir; ahlaki ve hukuki bir çöküştür.

Acilen adalet adına hem köklü bir vergi reformu hem de kamudaki bu talan ve israf düzenine dur diyecek, harcanan her kuruşun hesabını soracak bir yargı reformu zorunludur.

Sayıştay denetimleri kağıt üstünde kalmamalı, tüyü bitmemiş yetimin hakkını kamuda çarçur edenlerden hukuken hesap sorulmalıdır.

Eğer bu adımları atmazsanız, millet ile devlet arasındaki o kutsal güven ve aidiyet bağı bu şekilde çok ağır hırpalanıyor.

Vatandaş, kendi ödediği vergilerin kamuda lüks konvoylara, şatafatlı saraylara dönüştüğünü gördükçe devletine olan inancını, aidiyetini kaybediyor.

İşte bu kopuş, tam da kapitalizmin ve emperyalizmin istediği o devletsiz, inançsız ve köksüz toplum modelidir!

Mehmet Şimşek’in ruhsuz, halktan kopuk şablonları bu ülkenin toplumsal sözleşmesini kemiriyor.

Kamudaki bu fütursuz harcama zulmüne, bu şatafat düzenine derhal son verilmelidir!