Eskişehir siyasetinde tansiyon yine yüksek.
Gündemin merkezinde Nebi Hatipoğlu var.
Her açıklaması dalga dalga yayılıyor.
Her cümlesi yeni bir tartışmanın fitilini ateşliyor.
Son çıkışı doğrudan Yılmaz Büyükerşen’e:
“Artık bıktık, usandık…”
Ve ardından gelen sözler…
Siyasetin alışılmış nezaket sınırlarının çok ötesinde.
Hatipoğlu’nun iddiası net:
Bu şehir, küçümsenen sanayicilerin ve tüccarların omuzlarında yükseldi.
Bugün 4.8 milyar doları aşan ihracatla ayakta duran bir Eskişehir varsa, bunun mimarı belediye değil, üretimdir.
En sert cümlesi ise şu:
“Çeyrek asırlık yönetimden geriye üç beş park ve soğuk heykeller kaldı.”
Ağır mı? Ağır.
Ama tamamen haksız mı? Tartışılır.
Çünkü mesele sadece söz değil.
Mesele, bir dönemin sorgulanmasıdır.
“ALGIDIR BU”
Hatipoğlu’nun asıl hedef aldığı nokta ise daha derin:
Algı yönetimi.
İstanbul’daki kalemler, ağırlanan gazeteciler, parlatılan şehir imajı… Haksızda sayılmaz. Kendince önem verdiği Babı ali basınına verdiği önemin, 100’ de birini yerel gazetecilerine vermemiştir.
İstanbul basının kalemşörlerini cebinden çıkartacak en az 50 kalemşor vardır.
Sadece kuru laflar..
İddia açık:
Eskişehir’in vitrini var, ama arka sokakları çukurdan geçilmiyor. kaldırım işgallerinden geçilmiyor.
Şehri birkaç gün gezip yazı yazanlarla, yıllardır bu şehirde yaşayanların gördüğü gerçek aynı mı?
Asıl soru bu?.
YALAZ SAHNEDE: SAVUNMA MI, SLOGAN MI?
Tartışmaya CHP İl Başkanı Talat Yalaz da dâhil oldu.
Ve savunma oldukça iddialı:
“Yılmaz Hoca bu şehri ranta açmadığı için bıkarsınız!
Talana izin vermediği için bıkarsınız!
Betona boğmadığı için bıkarsınız!”
Cümleler güçlü.
Ama siyaset sadece güçlü cümle kurmak değildir.
Eskişehir’de herkes aynı soruyu sorar:
Gerçekten öyle mi?
Bu şehir hiç mi ranta açılmadı?
Hiç mi betonlaşmadı?
Hiç mi tartışmalı işler yaşanmadı?
Bu soruların cevabını sloganlar veremez.
Çünkü şehir hafızası farklı şeyler söylüyor.
En büyük rant tartışmaları da, en yoğun betonlaşma eleştirileri de
tam da bu Büyükerşen dönemde ortaya çıktı.
En yüksek binalar bu dönemde yapıldı. Hem de zemini en kötü yerlere!
Belli ki Sayın Yalaz, bu hafızaya yeterince temas etmiyor. Anlaşılıyor ki yalaz hiçbir şey bilmiyor. Veya bildiğini zannediyor.
Ve siyaset, temas etmeden yapılmaz.
SİYASET HAFIZA İSTER
Siyasetin en temel kuralı şudur:
Hafıza.
Bu şehirde kimler geldi, kimler geçti…
Hiçbiri bu kadar büyük cümleleri bu kadar kolay kurmadı.
Çünkü bilirler:
Büyük söz, büyük sorumluluk doğurur.
O ZAMAN HODRİ MEYDAN
Eğer gerçekten “halk bıkmadı” diyorsanız…
O zaman gereğini yapın.
Yılmaz Büyükerşen’i yeniden aday gösterin.
Listelere koyun.
Hatta en arka sıralardan da olsa sahaya sürün.
Ahmet Ataç’ı da ekleyin.
Madem bu kadar güçlüler, madem halkta karşılıkları var…
O zaman sonuçtan neden çekiniyorsunuz?
Hani “6 çıkarırız” diyordunuz ya…
Görelim.
BU KISIR TARTIŞMALARIN ŞEHRE FAYDASI YOK
Bu tartışma bir isim tartışması değil. Bir fikir tartışması da değil.
Bir dönemin, bir anlayışın, bir “şehir hikâyesinin” tartışmasıdır.
Ve artık o hikâye sorgulanıyor.
Kim haklı, kim haksız?
Buna karar verecek olan ne
siyasetçi, ne gazeteci… Sandık!..
