Sadaka taşları vardı bir zamanlar merkezi camii külliyelerinde, merak edenler sosyal medyada görsellerine ulaşabilirler.
Sadaka vermek veya yardım etmek isteyenler gücü kadar ya da gönlünden geçtiği tutarı sadaka taşlarına bırakırlar, ihtiyaç sahipleri de ihtiyacı kadar olan miktarı oradan alırlardı. Alan vereni görmüyor, veren de alanı.
Kimse kimseye muhtaçlık duygusu yaşamıyor. Burada asıl dikkati çekmek istediğim konu, sadaka taşında çok miktarda para olmasına rağmen, ihtiyaç sahibinin ihtiyacı kadar alıyor olması.
Bu sosyal yardımlaşma uygulaması çok değil bu milletin 300 yıl öncesinde yaşanmış bir gerçekliktir, günümüze gelince bırakın sadaka taşından ihtiyacı kadar olanı almayı, insanların en mahrem yerlerinde sakladıkları, kasaları ile sökülüp götürülüyor. Üç yüz yıl, toplumların tarihinde bir insan ömrü ile kıyaslandığında göz açıp kapayıncaya kadar geçen çok kısa bir süredir.
Peki bu kadar kısa bir sürede ne oldu bize?
Bir rivayet vardır anlatılır, merhum üstad M. Akif ERSOY’u zamanın hükümeti Avrupa seyahatine gönderir ve geldikten sonra sorarlar; Üstad Avrupa’yı nasıl gördünüz? Cevap çok ilginç, “Vallahi üstadım bir işleri var dinimiz gibi, bizim işler de onların dinleri gibi.”
Rahmetlinin yaşadığı dönem böyle.
Peki günümüzde durum nasıl?
Kime hangi kuruma güveneceğiz. Vatandaş güveniyor, küçük birikimlerini değerlendirmek için çeşitli kurumlara yatırıyor, buhar olup uçuyor. Merkez Hakem Kurulu Başkanı göz altına alınıyor, bir zamanlar yönetimde olanlar, o kadar kişinin hakkını hukukunu yok sayıp bir koyup on alıyor, sade vatandaşın birikimlerine dolaylı olarak çökmüş oluyor.
Bizim sokağın çocuğu isen bütün yollar açık, değilsen yaşama hakkın yok.
Rüşvet, irtikap, zimmet, ihaleye fesat karıştırmak, suç işlemek için örgüt gibi suçlar, vakai adiyeden oldu.
Peki bize ne oldu?
Ekonomi bozulur düzeltilebilir, devletler arası ilişkiler bozulur düzeltilebilir, ancak inanç dünyanız bozulursa bir daha geçmiş olsun.
Biz hangi ara böyle olduk.
Yine bir rivayet anlatılır, Ömer Hayyam’a ithafen; onun ifadesi olduğu söylenir. “Bir elde kadeh, bir elde Kur’an, ne Hristiyan olabildik, ne tam Müslüman.” Onun söylediği ifade edilir, ancak durum bu.
Avrupa ya da gelişmiş ülkelerin çoğunda inanç dünyaları gereği değil ama konulan kurallar çerçevesinde toplumda evrensel kurallara uyum konusunda büyük bir uyum var. Bu bir Avrupa hayranlığı değildir.
Sepette çürümüş elma çoğalmış, bunu hep birlikte temizlemez isek çok geçmeden, bütün sepet çürümüş olacak.
O gün gelmeden yapılacak ne var ise elbirliği ile yapalım, yoksa yarın çok geç olacak.e
